Şeytan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şeytan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2016 Salı

MATRİX ÜÇLEMESİ: İblis'in İntikam Savaşı!


                                    MATRİX ÜÇLEMESİ: İblis'in İntikam Savaşı!
 

Matrix Üçlemesi

Dünya sinema tarihi boyunca sanırız hiç bir film, Matrix üçlemesi kadar tartışılmamıştır. Ancak bu tartışmalar çoğunlukla kurguyla gerçeği ayırt edemeyen, hayalperest izleyici kesiminin kafa karışıklığından öteye gidememiş gibi görünüyor. Zira yapılan tartışmalar ve yorumlar arasında, filmin şeytani felsefesini deşifre edebilecek analizlere rastlamak pek mümkün değildir. İşte bu nedenle Matrix serisini, ''yaklaşansaat'' hassasiyetiyle ele almaya, filmin karmaşık kodlarını çözmeye gayret edeceğiz.
Öncelikle Matrix serisi hakkında genel bilgiler vererek işe başlayalım. 1999-2003 yıllarında vizyona giren Matrix üçlemesini, Larry ve Andy Wachowski kardeşler yazıp-yönetti. Filmin toplam hasılatı 1.5 Milyar dolara ulaşmıştır. Bu yüksek gişe başarısını, sinema tarihinde pek az film elde edebilmiştir. 






WACHOWSKI KARDEŞLER...

Polonya asıllı musevi bir ailenin çocukları olan Larry ve Andy Wachowski kardeşler, Amerika'da doğup büyümüş, Matrix filmlerinin senaristliği ve yönetmenliğiyle üne kavuşmuşlardır. 1965 ve 1967 doğumlu olan Wachowskilerin, bu filmlerden önce kayda değer bir çalışmaları ve başarıları yoktur. Öyle ki Matrix filmini çekmeye başlayıncaya kadar Hollywood endüstrisinde onları tanıyan bir tek kişi bile yoktur. Film işine girmeden önce uzun süre marangozluk ve tamircilik işleri yaptıkları bilinmektedir.
Hal böyle olunca, sinema bilgisinden yoksun bu iki kardeşin bir anda böylesine ağır bir senaryoyu nasıl yazabildikleri ve bu kadar yüklü bir bütçe ile film çekme işine nasıl cesaret edebildikleri çok merak edilmiş ancak tatminkar bir cevap bulunamamıştır. Bu kuşkular, Wachowski kardeşlerin arkasında duran, onları yönlendiren birilerinin varlığını akla getirmektedir.

Bu arada kardeşlerden Larry, uzun süredir planladığı ameliyatla cinsiyetini değiştirmiş ve Lana adını almıştır.

Erkek Larry(Dişi Lana) ve Andy Wachowski, marangoz ve tamirci kardeşler.


























                                                      FİLMİN ÖZETİ  VE ANALİZİ

  Film, her ne kadar üç seriden oluşuyorsa da, birbirini tamamlayan bölümler şeklinde ele alındığı için, bir film olarak değerlendirmek gerekir. Matrix adlı ilk bölüm, hikayenin başlangıç kısmını oluşturmaktadır. Düğümün çözülmesi ise takip eden diğer iki bölüme bırakılmıştır.
Filmde iki ana eksen vardır. Biri, makineler dünyası olarak adlandırılan Matrix'i, diğeri ise son insan şehri Ziyon'u temsil etmektedir. Matrix, gerçekte kaza ve kaderin yaşandığı reel dünyadır aslında. Ziyon ise makineler dünyası Matrix'e baş kaldırmış, böylece güya özgürlüğüne kavuşmuş, aşk gibi, sevgi gibi sözde tüm insani değerlerin, kominal bir toplumla yaşandığı son insan şehrini temsil etmektedir. Burada peşinen hatırlanması gereken, komünal hayatın; bir anlamda komünizmin ilham kaynağı ve uygulaması, gerçekte İblis'in başkanlığındaki "şeytani Lemurya toplumu"na dayanmaktadır.
Derin mesajlar içeren birçok Hollywood filminde olduğu gibi Matrix üçlemesinde de, o bildik çarpıtma yöntemlerine başvurulmuştur. Filmde her yönüyle iyilik timsali olarak gösterilen, seyircinin duygusal olarak taraf tutması sağlanan Neo ve yandaşları, gerçekte ''yaratıcı – düzenleyici otoriteye" isyan eden asi kişilerdir. Ancak gelişen hikaye örgüsü ve filmin etkileyici kurgusu sayesinde, bilinçli bir seyircinin bile bu etkiden kurtulabilmesi ve olayları yerli yerine oturtması pek kolay değildir.

Filmde; duygusuz, insani değerlerden uzak bir makine olarak gösterilenler "melekler"dir. ''Makinelerin Efendisi'' olarak nitelendirilen Allah'ın yarattığı bir program olan Matrix, aslında yaşadığımız reel dünyayı temsil etmektedir. Ya da bu reel dünya, bu Matrix'in; bir anlamda ''Levhi Mahfuz''un içinde ve yönetimindedir. Ve dünyadaki olaylar, bu sistemi yaratan- düzenleyen ve yürüten otoritenin(Makinelerin Efendisi - Yüce Allah'ın) emrine- iradesine göre şekillenmektedir. Ancak Ziyon halkı, kurtarıcıları Neo önderliğinde, güya bu evrensel düzeni yıkmaya, kendi kaderlerini çizmeye hatta tüm Matrix'i yönetmeye yeltenmektedirler. Yani bir anlamda; dünyada ve hatta evrendeki yönetimi ele geçirmek için yeminli bir mücadele vermektedirler. 


Matrix 1   

Filmden diyaloglar ve bizim parantez içi açıklamalarımız dikkatle okunmalıdır:
Morpheus: Kadere inanır mısın?
Neo: Hayır
Morpheus: Matrix her yerdir. Onu her yerde hissedersin. Gerçekleri görmeni engellemek için gözlerinin önüne çekilen bir dünya bu.
(Matrix; Levhi Mahfuz-Ana Bilgisayar; elbette her şeyi kuşatmıştır. Ancak o bir gerçektir, gerçeği engellemez. Ancak Morpheus'un da bağlı olduğu İblis sistemi gerçeği engeller.)
Neo Tekili: Kırmızı hapı; hayali, yalanı, isyanı seç! İblis tercihi yapmış ol!
Neo: Ne gerçeği.
Morpheus: Bir köle olduğun gerçeği. Sen de herkes gibi köle doğdun. Beyninin içi bir hapishane. Ne yazik ki Matrix'in ne olduğunu kimse söyleyemez. Bunu, kendin görmek zorundasın. Bu senin son şansın. Mavi hapı alırsan hikaye sona erer, yatağında uyanırsın. Her neye inanırsan ona inanırsın. Kırmızı hapı alırsan, harikalar diyarında kalırsın. Ben de tavşan deliğinin gittiği yerleri gösteririm. Sana vadettiğim tek şey gerçek.
(Tüm insan ve cinler, elbette Allah'ın kölesidir. Ancak özgürlüğü verilmiş kölelerdir. İsteyen, Allah'ı, Hesap Günü'nü ve onun evrensel sistemini örter; İblis ve adamlarına Neo gibi köle olur; isteyen de Allah'a iman eder. Allah'ın yasaları ve Ana Bilgisayar'ın kayıtları altında mutlak özgürdür. İblis'in-Morpheus'un vadettikleri gerçek değil, İblis'e köleliktir.)
Ve Neo kırmızı hapı yutar. Yani makineler dünyası dediği Matrix ile savaşmaya karar verir.
(Mesih Deccal adayı Neo, kırmızı hapı yutarak İblis'e köleliği tercih etmiş olur.) 
Allah'ın yarattığı tüm sistemleri, insanları, cinleri sanal bir dünya, makine dünyası diye niteleyip bir pil göstererek açıklamak ancak süper İblis zekasının(!) ürünü olabilir.
Neo: Peki Matrix nedir.
Morpheus: Matrix, bilgisayar tabanlı bir düş dünyasıdır. Bizi kontrol altına almak için üretilmiştir. İnsanoğlunu bir tek şeye değiştirir, işte bu pile. Matrix var olduğu sürece, insan ırkı asla özgür olamayacak.
(Matrix-Ana Bilgisayar; Sonsuz Yüce Yaratıcı'nın yarattığı her şeyin adeta yönetim merkezidir. Kader ve Kaza'yı kuşatan ve yöneten gerçek bir yönetim merkezidir. Bizim ürettiğimiz bilgisayarlarla kıyaslanamayacak dercede gerçek ve bilinçlidir. Elbette Yüce Allah'ın emrinde ve başmeleklerin kontrolündedir. Gerisi şeytan laflarıdır.)
Morpheus: Matrix ilk kez inşa edildiğinde içeride doğan bir adam vardı. İstediği her şeyi değiştirme yeteneği olan biri. O bize gerçeği gösterdi. Matrix var olduğu sürece, insan ırkı asla özgür olamayacak. O öldükten sonra bir kehanet onun dönüşünü müjdeledi ve bu defa Matrix'i yok etmek için dönecekti. Savaş sona erecekti, insanlarımızı kurtaracaktık, bu yüzden bizler, bütün hayatımızı Matrix içinde onu arayarak geçirdik. Artık arayışın bittiğine inanıyorum.
(Gerçeği gösterdiği söylenen adam, İblis'tir. Daha önce melek boyutundaydı. İnsana düşmanlık etti, Allah'a karşı asi oldu, kovuldu. Gerçeği inkar edip, şeytanlaşma yolunu seçti. Dönüşü beklenen, İblis soyu olan Deccal'dir. Allah'ın Planı'nı; Ana Bilgisayar'ında kaydedilen kaderi, kimse değiştiremez. İnsan ve cin, ancak Allah'ın bir kaderinden diğer kaderine sığınabilir. Allah'a teslim olmuşken; vazgeçip İblis'e teslim olabilir. Bu Allah'ın verdiği özgürlüktür. Ancak sonuçlarına katlanır. Özgürleşme edebiyatı, gerçek İblis köleliğinin maskesidir.)  
Tarih, Allah'ın azabına uğramış nice kahin-deccal bozuntularının çürümüş cesetlerine şahittir. Kahine madamla-Neo deccali.
Ve Morpheus, Neo'yu kahine götürür.
Kahin Neo'nun falına bakar ve şunları söyler.
Kahin: Bir seçim yapmak zorunda kalacaksın. Bir elinde kendi hayatın, diğer elinde Morfeus'un hayatı. İkinizden biri ölecek. Bunu sen belirleyeceksin. Bu kapıdan çıkar çıkmaz kendini iyi hissedeceksin. Kader denen saçmalığa hiç bir zaman inanmadığını hatırlayacaksın. Sen kendi hayatını kontrol ediyorsun. Unuttun mu? Al bir kurabiye ye! Söz veriyorum onu yediğinde kendini yağmur damlası gibi hissedeceksin.
(Kahin, İblis'in insan elçisidir. Bildikleri, şeytanlardan aldıkları vahiydir. Şeytanların, Allah'ın meleklerinden çalmaya çalıştıkları bilgi kırıntılarına yalanlar katarak sattıkları haberleri, kahin, insanlara pazarlar, nüfuz ve para kazanır. ''Kader yoktur, senin kaderin senin elindedir'' edebiyatı, ne kitaplar ve yalanlar üretmiş; nice küresel enteller bu şeytanca sözlere kanmıştır. Burada gerçek olan, herkes, dünyada; istediği dini-yaşamı seçmede özgürdür. Hatta niyetlerinde özgürdür. Allah, kişilerin gerçek niyetlerine ve çabalarına göre dünyevi emellerine kavuşturur. Dünyayı isteyene onu verir, Allah'ı isteyenin de Ahiret çabasını artırır ve onu verir. Gerisi şeytan yalanlarıdır.)
 
Kahin'den çıkan Morpheus'u ve Neo'yu ajan Smith karşılar.
Smith: İnsan türü, bu gezegende bir hastalık, bir virüs ve biz de bunun ilacıyız. Bu yerden(matrix) nefret ediyorum. Bu hapishaneden, buradan kurtulmak zorundayım, özgür kalmak zorundayım. Ve aradığım anahtar sende. Ziyon yok edilir edilmez, burada kalmama gerek kalmayacak. O koda; Ziyonun koduna ihtiyacım var.
(Smith, hem bir melek gibi takdim edilmiş, hem de İblis gibi konuşuyor. İblis, melek olduğu Azazel döneminde; dünyada kafir cinlerle savaşıyordu. Adeta dünyada Allah adına hak bir mücadele veriyordu. Adem'in yaratılmasıyla İblisleşti ve bu sefer Allah'a, O'nun sistemine ve insanoğluna karşı sinsi bir mücadele başlattı. Dolayısıyla İblis'le, Ajan Smith arasında bir paralellik var.)
Bu arada ajan Smith ile Neo, Morpheus ve Trinty arasında şiddetli bir dövüş başlar. Neo, Smith'in tabancasından çıkan kurşunla ölür. Ama Trinity'nin öpücüğü ile yeniden hayata döner. Ona artık ajan Smith'in kurşunları işlemez, çünkü o seçilmiş kişidir: Mesih.


Filmin 2. Serisi: "Reloaded"


Ajan Smith, Trinity ve Neo üçlüsü.
Ziyon ile makineler dünyası Matrix arasındaki savaş artık başlamıştır. Ziyon'un tek umudu mesih olarak gördükleri Neo'nun Matrix'i yok etmesi(!) ve Ziyon halkını kurtarmasıdır. Kominal bir topluluk olan Ziyon'da güya özgürlük, barış, sevgi, dostluk ve kardeşlik hakimdir. Ama makineler onları tehdit etmektedir. Ziyon halkını, tıpkı komünizmde olduğu gibi bir konsey yönetmektedir. Ziyon halkı, kendilerini kurtarmak için Matrix'de kalan Neo'yu toplu bir ayinle dans ederek kutsar. Bu ayin sırasında Neo ile Trinty cinsel ilişkiye girer ve bu beraberlik, tüm "Ziyon halkının şeytani ayini"yle kutsanır.
(Ziyon halkı; Siyon(Yahudi) halkının başını çektiği, Neo'ya(Deccal'e) tabi tüm küresel New Age halkıdır. İblis-Deccal dünyayı kısa bir süre için tamamen ele geçirecektir. Ancak Matrix'i(Ana Bilgisayar'ı) ele geçirmek, makineler denen Allah'ın meleklerini yenmek; ancak şeytan hayaline uygun bir peri masalıdır. Bu peri masalına ancak şeytan dostları inanır. Bütün bu olacaklar ve olamayacaklar, Allah'ın Planı'nda; Ana Bilgisayar'ında mevcuttur. İblis'in köpekleri, havlasa da bu böyledir.)
İblis'in elçisi olan kahin, Mesih Neo'ya görevini tebliğ eder ve şunu söyler: 
''Sen seçilmiş kişisin. Başaramazsan Ziyon düşecek''

(Neo-Deccal'in dünya hakimiyeti; Deccal yanlısı Ziyon halkının 3.5 yıllık geçici hakimiyeti olacaktır. Bu sürenin sonunda; Deccal ve Ziyon halkı yok edilecektir. Dünya'ya gerçek İslam egemen olacaktır. Sünnetullah böyledir.)

Neo'nun hedefinde Matrix'in sorumlusu olarak gördüğü Mimar yani Melek Cabrail vardır. Ancak önce Anahtarcı'ya ulaşması gerekmektedir. Anahtarcı ise Neo'nun eline geçmesin diye Merovingian tarafından hapsedilmiştir. Merovingian'ın ikiz savaşçıları ile Neo ve adamları, amansız bir savaşa başlar. Sonuçta Neo savaşı kazanır ve Anahtarcı'yı kendi kontrolüne alır. Anahtarcı, Neo'ya, Mimar'ın yerini şu sözlerle tarif eder:
Anahtarcı: Bir bina var. Hiçbir merdivenin, asansörün ulaşamayacağı özel bir katı var. O kat kapılarla dolu... Kapılar çeşitli gizli yerlere açılıyor, ancak bir kapı kaynağa(Cebrail'in bulunduğu yere) açılıyor. Bina çok sıkı korunuyor.
Neo ve ekibi, yine çok büyük abartılı dövüş sahnelerinden sonra Mimar'ın bulunduğu Bina'ya(Matrix'e)(!) ulaşmayı başarır. Neo, ışık saçan bir kapıdan girer ve Mimar ile görüşmeye başlar.

(Tabii ki Ana Bilgisayar'ın(Matrix) başında, filmde Mimar diye nitelendirilen Başmelekler'inde başkanı Cebrail vardır. Diğer üç başmelek de; Mikail, Azrail, İsrafil onun yardımcılarıdır. Kur'an'da, Mele-i Ala denen "Başmelekler Konseyi", doğrudan Allah'a bağlıdır ve O'nun emriyle hareket ederler. Mimar denen Cebrail'le, İblis'in adamları, şayet Cebrail izin verirse konuşabilirler. Ancak 8. Gök(Kürsi)'de bulunan Ana Bilgisayar'a(Matrix'e); ne Neo(Deccal), ne anahtarcıyla kim kastedilirse kastedilsin o, yahutta İblis erişemez, birinci semanın sınırlarından öteye gidemezler. Burada Merovingian'la, İsa'nın sözde Fransa'ya uzanan soyu kastediliyor. İsa'nın evliliği, soyu; Fransa'daki Merovingian ailesi, şeytani-masonik bir palavradır. Burada Merovingian, İsa soyundan gelen bir Davud ailesi gibi verilirken; emrindeki beyaz saçlı savaşçılar da sözde meleklerdir. Merovingian'ın, İsa soyu olduğu iftiradır, ancak Yahudi Yıldız Aile soyu olması mümkündür. Yani bütün bu ayrıntılar, İblis'in sakat zihninin bilinçli kurgularıdır.)

Mimar: Merhaba Neo.
Neo: Sen kimsin?
Mimar: Ben Mimar'ım. Matrix'i ben yarattım. Seni bekliyordum. Kafanda çok soru var, her ne kadar gidişat bilincini değiştirdiyse de, geri dönülmez bir şekilde hala insansın. Yanıtlarımın bazılarını anlayacaksın, bazılarını ise anlamayacaksın. İlk soracağın soru en uygunu olsa da, aynı zamanda önemsiz olduğunu farkedebilirsin, ya da farkedemezsin.
(Mimar(Cebrail), Matrix'i(Levhi Mahfuz'u-Ana Bilgisayar'ı) ben yarattım demez, diyemez. Bu bir İblis yalanıdır. Onu yaratan Allah'tır. Cebrail ve Başmelekler, onun başında ve yönetiminde görevli bir konseydir. Sonsuz Yüce olan Allah'ın emirleriyle görevlerini yaparlar. Allah'ın izni olmadan hiçbir kimseyle görüşmez, Allah'ın izni ve verdiği emirler olmadan hiçbir iş yapmazlar.)
Neo: Neden buradayım?
Mimar: Senin yaşamın, Matrix'in programlanmasının doğasında bulunan dengesiz bir denklemden arta kalanlarının toplamı. Normalde matematiksel bir kesinliğin armonisi olabilecekken, en samimi gayretlerime rağmen elimine etmeyi başaramadığım bir anomalinin olası sonucusun. Bu anomali, azimle kaçınılması gereken bir sıkıntı olarak kalmasına rağmen, beklenmedik bir şey değil. Seni kaçınılmaz bir şekilde buraya kadar getirdi.
(Bu konuşmalar, tamamen kafa karıştırmaya yönelik İblis versiyonu palavralardır. Neo'nun(Deccal'in), Cebrail'le Ana Bilgisayar Merkezi'ne ulaşarak, böyle konuşmalar yapabilmesi, haddine değildir. Ancak böyle hayallere inanacak çok sayıda hayalci-şeytan dostu, yahutta cahil vardır elbette. Bir kere Ana Bilgisayar'ın inşasında Mimar'ın(Cebrail'in) rolünü bilmiyoruz, ancak Başmelek Cebrail ve diğer üç yardımcı Başmelekler'in bu ana merkezin başında ve yönetiminde bulundukları Kur'an'dan anlaşılmaktadır. Elbette Deccal, haşa Allah'ın, yahut O'nun emrinde olan Cebrail'in bir hesap hatası değildir. Bunu ancak İblis kafalılar iddia edebilir. Evrende ve dünyamızda olan ve olacak olan tüm olaylar, Ana Bilgisayar'da ve Allah'ın mutlak kontrolündedir. Tüm normaliteler ve anomaliler hesaplanmıştır. Yaratılan her şey, geçmiş-gelecek mutlak olarak Sonsuz Yüce Allah'ın elinde ve denetimindedir. Allah sonsuz boyutludur, sonsuz hıza sahiptir. Zamanı yaratmıştır. O'nun üzerinden zaman geçmez. Her şeyi, bir şey gibi görür, bilir ve Latif sıfatıyla her şeye nüfuz eder.)
Güya Neo deccali, Matrix'te Mimar'ın(Cebrail'in) karşısında. Bunlar şeytani ham hayaller.
Neo: Soruma hala cevap vermedin.
Mimar: Çok doğru. Enterasan, diğerlerinden daha hızlıydı.
Diğer seçilmişlerin verdiği cevaplar monitörlerde beliriyor
- Diğerleri mi? Hangi diğerleri? Kaç tane? Cevap var!

(Diğer seçilmişlerden kasıt, Deccal Neo gibi geçmişte ortaya çıkan ve İblis adına elçilik eden kahin-deccallerdir. Gerçekte bunlar, Allah tarafından seçilmiş değil, İblis tarafından seçilmiş, şeytani elçilerdir. İblis, genel seçilmiş kavramını kullanarak; kendi elçilerini, Allah'ın Peygamber elçileriyle aynı kategoriye koyuyor. Allah'ın Elçileri, hiçbir zaman Cebrail'le yahut Rab'leri olan Yüce Allah'la tartışmaya girmezler. İblis, elçileri olan kahinleri(medyumları), sürekli Peygamberlerle aynı kategoriye koyarak meşrulaştırmaya çalışıyor.)

Mimar: Matrix senin bildiğinden daha yaşlı. Anomalileri sayarak gidersek, yani bu altıncı versiyon.
(Burada anomali diye bahsedilen olaylar, insanlık tarihindeki İblis ve onun deccallerine uyarak sapan ve gönderilen peygamberlerin uyarılarını boşa çıkararak helak olan kavimlerdir. Bu "Helak"ın toplam sayısını bilmemiz mümkün değildir. Bu sayıyı İblis bilir, ancak işine gelmediği sürece doğru konuşmaz.)
Neo: Sadece iki olası açıklama var: ya kimse bana söylemedi, ya da kimse bilmiyor.
Mimar: Aynen öyle. Senin de hiç şüphesiz anlamaya başladığın üzere anomali, sistemden kaynaklıydı, en basit denklemlerden iniş çıkışlar yaratıyordu.
(Allah'tan ve O'nun sisteminden kaynaklanan hiçbir hata, anomali yoktur. Her şey, O'nun Sonsuz Aklı'nın ince planının bir sonucudur. Yukarıdaki ifadeler, İblis'e yaraşır fesat tohumlarıdır.)
Neo: Tercih. Sorun olan, tercih.
Mimar: İlk Matrix kusursuza yakındı, bir sanat eseriydi, eksiksizdi, muhteşemdi. Sadece kendi muazzam başarısızlığıyla denk tutulabilecek bir zaferdi o. (Adem ve Havva cennetteyken) Kötü kaderinin kaçınılmazlığı şimdi bana, her insanın barındırdığı kusurun neticesi kadar aşikar. Bu sebeple onu, yaradılışınızın değişken acayipliklerini daha doğru yansıtması için tarihinizi temel alarak yeniden tasarladım. Ama bir kez daha yenilerek hayal kırıklığına uğradım. O zamandan beri şunu anlamayı başardım; cevap benden sürekli kaçıyordu çünkü daha az bir akıl gerektiriyordu, ya da belki kusursuzluğun parametreleriyle daha az sınırlı bir akıl... Böylelikle cevap, bir başkasına, ilk başta insan ruhunun bazı yönlerini daha iyi anlamak için yaratılmış sezgisel bir programa çarpıp tökezledi. 

(Matrix-Ana Bilgisayar, her zaman kusursuzdur, asıldır. Tüm olaylar, oradaki kayıtlara göre gerçekleşir. Hiçbir sistem hatası olamaz. Hata ve sakatlık, İblis'in kafasındadır. İblis'in işleri, deccallerin aldatma çabaları, kavimlerin sapkınlığı ve vakti geldiğinde helakı, ferdi anlamda tüm insanların yaşamı-ölümü ondadır. Allah'a ait her şey hatasız ve mükemmeldir. İnsan-cin-şeytan hataları ve suçları da; süpriz, bilinmez, anomali ve program hatası değildir. Mimar(Cebrail)'e yaptırılan yukarıdaki konuşmalar, gerçeği saptırıcı ve bulandırıcı kelime oyunlarıdır. İblis, neden Matrix başlangıçta hatasızdı diyebiliyor? Çünkü insan yaratılmamıştı, cinler vardı, kendisi melek boyutundaydı. O zaman cinlerin kafirleri elbette vardı ve İblis, onlarla yanında melekler olmak üzere mücadele ediyordu. Cinler de birçok kere helak oldu, buna rağmen Matrix mükemmeldi! İblis, Adem'e düşman oldu, kovuldu, rütbeleri söküldü, ondan sonra nedense Matrix'in "muteşem kusursuzluğu" kayboldu!)

Ziyon halkı, Neo deccalinin, manitosu Trinity'le sapkın ilişkisini dans ederek kutsuyor. Sümerler'de ve eski putperest kavimlerdeki aleni çiftleşme törenlerini çağrıştırıyor.
Mimar: Buradasın çünkü Ziyon yok edilmek üzere. Sakinlerinin hepsi yok edilmek, tüm varoluşu bitirilmek üzere.
Neo: Palavra!
Diğer seçilmişlerin cevapları bir kez daha monitörlerde beliriyor:
-Palavra!
Mimar: İnkar etmek, insan tepkileri arasında en tahmin edilebilir olanı. Ama, inan bana, bu onu altıncı yok edişimiz olacak. Ve bu işte müthiş becerikli bir hale geldik. 
(Deccal'e tabi olan Ziyon Halkı, elbette "yaklaşansaat"te toptan helak olacaktır. Bunu ne İblis, ne deccaller, ne de cin ve insan şeytanları engelleyemeyecektir. Palavra, İblis tohumlarının hayali kurtuluş yalanlarıdır. Bu insanlık tarihinin en son helakının, kaçıncı helak olduğunu bilmesek de kesin olduğunu ve Allah'ın değişmez vaadi olduğunu biliyoruz. Allah ve onun emrindeki melek ordusunun, sınava tabi tutulan yaratılmışlar gibi bir gelişmeye ve beceriye ihtiyacı olmadığını en iyi İblis bilir.)

Mimar: Seçilmişin işlevi, şimdi kaynağa dönmek, taşıdığın kodun geçici olarak yayımını sağlamak, ilk programı tekrar kurmak. Bundan sonra Matrix'ten 23 kişiyi seçmen gerekecek, Ziyon'un yeniden inşası için 16 dişi, 7 erkek. Bu işleme uyum sağlamaktaki başarısızlık, sistemin Matrix'e bağlı herkesi öldürecek bir şekilde çökmesine sebep olacak. Ziyon'un yok edilmesiyle birlikte bu, tüm insan ırkının soyunun tükenmesi demek.

Neo: Buna izin veremezsiniz, yapamazsınız. Hayatta kalmak için insanlara ihtiyacınız var.
Mimar: Bizim razı olabileceğimiz hayatta kalma seviyeleri mevcut. Yine de, asıl önemli nokta, senin, dünyadaki her insanın ölümünden doğacak sorumluluğu kabul etmeye razı olup olmadığın.

(Neo-Deccal'in hiçbir seçim şansı ve pazarlığı söz konusu olamaz. Ancak burada sözü edilen 23 kişi(16 dişi, 7 erkek), helaktan geriye kalacak olan İblis ve adamlarıdır herhalde. Çünkü Deccal'e bağlı cin ve insan şeytanlarının tamamı, helak olacaktır. Bir kısmı gerçek Mesih olan İsa tarafından, bir kısmı da; Ye-cuc, Me-cuc tarafından yok edilecektir. Muhtemelen İblis ve az sayıda adamı da kaçacaklar; yahut kaçmalarına izin verilecektir. Böylece yeryüzüne hakim olan gerçek Müslümanlar, "Fiili Kıyamet"e(Saat'e) kadar bu geriye bırakılan ve çoğalan İblis soyu şeytanlarla deneneceklerdir. Sünnetullah'ta; kafir-zalim kavimler, tarih boyunca helak olmuş; içlerinden Peygamberlerine tabi olan az sayıda müminler, uyarıcı elçileriyle birlikte kurtulmuşlardır.)



Filmin 3. Serisi: ''Revolution''

 
İstasyonda Neo'yla karşılaşan Hintli aile. İblis felsefesinin bir versiyonu olan hint felsefesi ve Hintliler işin içine karışmasa olmaz!
Matrix 3, bir "metro istasyonu"nda başlar. Bu bölümde de çok ilginç göndermeler vardır. Önce istasyonun aslında neyi temsil ettiğini incelemek gerektir. 

İstasyon, ne Matrix'in içinde bir yerdir, ne de Ziyon halkının yaşadığı bir yerdir. Metro istasyonu, Merovingian'ın denetiminde, Trenci'nin sürekli gidip geldiği arada bir yerdir. İstasyonun bir ucunda Matrix diğer ucunda ise Ziyon vardır. Neo, kendini, istasyonda kapana kısılmış olarak bulur. Bu arada istasyonda Sati adlı kız çocukları olan bir de Hint'li aile vardır. Ailenin amacı Sati'yi istasyondan çıkarmaktır. Neo, Merovingian'a bağlı ikiz savaşçıların elinden kurtulmayı başarır.

(Filmin bu üçüncü serisinde ortaya çıkan "istasyon", Neo deccalinin tutuklu olduğu bir "ara uzay"ı göstermektedir. Peygamberimiz'den gelen bazı haberlere dayanarak; Deccal'in yaşadığını ve zamanı geldiğinde serbest bırakılmak üzere bir adada zincirli bekletildiğini söyleyebiliriz. Bu yerin de, Pasifik'teki Solomon adaları olduğu sanılmaktadır. Neo'nun "istasyon"da tutuklu olması sanki böyle bir tutukluluğu simgeliyor. Tabii Merovingian ve emrindeki Trenci ve dövüşçüler(melekler) de bu tutuklamayı sürdürüyor. Merovingian, hem İsa soyundan, Neo'ya karşı anti-krist gibi sunulmuş, hem de dövüşçü meleklerin başı gibi takdim edilmiş. Her zaman olduğu gibi Deccal ve tarftarları, kurtarıcı, karşı tarafta olanlar ise kötü-karanlık güçlerdir. Gerçek ise bunun tamamen tersidir.)
Melekler, elbette her forma girebilirler. Ancak melekler, robot yahut makine değildirler. Bunu en iyi melek boyutuna çıkarılmış sonra da kovulmuş olan alçak İblis bilir.
Bu arada makineler, Ziyon'u iyice kuşatır, son insan şehri diye verilen Ziyon artık düşmek üzeredir. Neo ise Makineler'in Lideri olarak verilen ve bir insan yüzü gibi takdim edilen Tanrı ile konuşmak için "Makineler Şehri"ne gider.

Neo: Buraya tek bir şey söylemeye geldim. Sizi durdurmaya kalkmayacağım. Simith artık kontrolden çıktı.Tıpkı Matrix'e yayıldığı gibi bu şehre de yayılacak. Siz onu durduramazsınız, onu sadece ben durdurabilirim.
Tanrı: Ne istiyorsun?
Neo: Barış...
Tanrı : Peki ya başaramazsan?
Neo: Başaracağım

(Makinelerle, daha öncede ifade ettiğimiz gibi melekler simgelenmiştir. Meleklerin, her şeyin sahibi-yaratıcısı ve yöneticisi Allah'tır. Allah, hiçbir kimseyle konuşarak pazarlık yapmaz. Hiçbir kimseye de, hiçbir işte haşa muhtaç olmaz. Buradaki Neo'nun sözleri, İblis saçmalıkları ve palavralarıdır. Sonsuz Yüce Allah'a atfedilen sözler, saygısızca-alçakça iftiralardır. Filmin senaryosundaki bu tip sözler, ancak İblis'e ve onun insan-cin kölelerine yakışan küstahlıklardır. Bunun bedelini zamanı geldiğinde Dünya'da ve Hesap Günü'nde ödeyeceklerdir. O halde İblis'in Neo Deccali'nin ve onların şeytanlaşmış küresel cin ve insanlarının gerçek akibeti nedir, onu burada söyleyelim. İşin aslı ve özeti şudur:
Gerçekte, Neo deccali, Smith iblisiyle dövüşmez ancak öpüşür.

İblis, kadim planını herkesin gözüne bakarak işletiyor. Allah, dünyayı "yaklaşansaat"te İblis'e ve onun piçi olan Deccal'e teslim edecektir. Muhtemelen 3.5 yıl şeytani terör, dünyayı ve Allah'a ihanet edenleri bir baştan bir başa kuşatacak. Daha sonra gerçek Mesih İsa gelecek, Deccal ve onun safında yer alan İblis'in ordusunu yok edecek. Arkasından da Deccal'e tabi olan küresel efendileri ve yandaşlarını "Ye-cuc ve Me-cuc istilası" yiyip bitirecektir. İşte bu helak olanların tamamı, Ziyon halkıdır. Yeryüzü, Yüce Allah'ın korumasını hak eden gerçek ve çok az sayıdaki mümine miras kalacaktır. Ta ki tekrar şirk dünyaya hakim oluncaya, insanlar tamamen şeytanlaşıncaya kadar. İşte böyle bir zaman da, Fiili Kıyamet zamanıdır. En doğrusunu Allah bilir.)
Ve Neo, Matrix'e girerek Smith ile nihai hesaplaşmasına başlar. Yağmurlu bir yerde Neo, Smith ve onun binlerce kopyası ile dövüşmeye başlar.


FİLMDEKİ KAVRAMLAR
Herkesin ve her şeyin kaderinin saklı olduğu şifreli kitap Matrix'i kimse bilemez. İblis, az bilgisiyle çok yalanlar yumurtluyor.


Matrix: Çeşitli sözlük anlamları vardır. Matematikte, ''çok boyutlu dizi'' anlamına gelmektedir. Biyolojide, mitokondrinin içinde bulunan sıvı, hücreler arasında bulunan madde, döl yatağı - rahim anlamlarında kullanılmıştır. Ayrıca eski Mısır'da kaderle ilgili bir tür savaş oyunu anlamında kullanılmıştır.    
Filmdeki Matrix ise bilgisayar yazılımları ile kurulup yönetilen, insanların köleleştirildiği, hiçbir iradelerinin olmadığı, sadece kendilerine biçilen rolü oynadıkları sanal bir dünya olarak yansıtılmıştır. Bu kölelik düzeninden kurtulmanın yolu ise Matrix'den kaçıp son insan şehri olarak verilen özgürlükler diyarı yeraltı şehri Ziyon'a katılmaktan geçer.
Gerçekte Matrix; Ana Bilgisayar-Levhi Mahfuz; Sonsuz Yüce Yaratıcı'nın yarattığı her şeyin yönetim merkezidir. Kader ve Kaza'yı kuşatan ve yöneten, gerçek bir yönetim merkezidir. Bizim ürettiğimiz bilgisayarlarla kıyaslanamayacak derecede gerçek ve bilinçlidir. Elbette Yüce Allah'ın emrinde ve Başmelekler'in kontrolündedir. Ancak insan ve cinler, tam bir seçim ve yaşam özgürlüğüne sahiptir. Allah'ın rahmeti ve adaletinin tecellisi için elbette kader ve kaza kayıtlarıyla kuşatılmış bulunmaktayız. Asıl insan ve cinleri köleleştirmek isteyen, Matrix'e; Allah'ın Sistemi'ne başkaldırmaya çağıran İblis ve uşaklarıdır. Kim, İblis'i-Morpheus'u seçerse; Allah'a baş kaldırırsa; o, Dünya'da köleliği, ahirette cehennemi seçmiş olur.

 Kesin bir dille söyleyebiliriz ki; aldanmış İblis, cennetten kovulduğu günden beri insanları yoldan çıkarmak için hep şu mesajı vermektedir: "Allah'a isyan et özgür ol." İblis'le, Adem'in cennetteki konuşmasını hatırlayınız. Adem'e ne diyor İblis: "Yasak meyveden ye, melekler gibi özgür ol, cennette ebedi kal." Son yıllarda mantar gibi türeyen ve ipleri İblis'in elinde olan New Age tarikatlarında ne fısıldanıyor kulaklara: ''Sen tüm kayıtları, bağları kopar. Kendini sev. Ben benim de (ki bu sadece Allah'ın söyleyeceği bir sözdür), Allah'a ait korkularından sıyrıl, özgür olacaksın, melek olacaksın.''

   Sanal bir dünyada; hayal dünyasında, insanları uyutan, gerçeklere kör eden ve tarih boyunca intikam peşinde koşan yaratık, İblis'in ta kendisidir.
Makinelerin Efendisi: Neo'nun filmin sonunda gidip görüştüğü Makinelerin Efendisi, Matrix Sistemi'nin yaratıcısı ve içindeki ajanlar, Mimar ve benzeri tüm programların esas yöneticisi durumundadır. Yukarda da ifade ettiğimiz gibi bu tanımlamayla Allah kasdedilmektedir. Meleklere makina, Allah'a da Makinelerin Efendisi yakıştırması yapan İblis, kendi küçük sakat zihnine göre, haşa alaycı bir dil kullanıyor. Kendisini yoktan vareden, nimetlendiren, yükselten ve tüm alemlerin ve cehennemlerin de Rabb'i olan Allah'a karşı, Adem'i yarattı ve ona saygı istedi diye salyalarını akıtarak havlıyor. Yüce Allah'ın lanetli köpeği olan İblisleri, bizler de Sonsuz Yüce Rabb'imiz adına lanetliyoruz!

  Ziyon - Siyon: İbranice'deki Tzi-yon kelimesinin karşılığıdır. Tevrat'ta, Yahudiler'e vadedilen kutsal topraklar Ziyon olarak adlandırılır. Aynı zamanda, Kudüs yakınlarındaki bir dağın adıdır. Tevrat'ta ayrıca Yahudiler'e Siyon halkı, Siyon oğulları, Siyon kızları diye hitap edilir. Fanatik yahudi milliyetçilerine siyonist denir. 
Lemurye, pardon Matrix konseyi!
Matrix serisinde Ziyon, Matrix'e isyan edenlerin kaçıp kurtulduğu son insan şehri olarak anlatılmaktadır. Ziyon'da kominal bir yaşam vardır. Bir yeraltı şehri olan Ziyon'u, sözde bilge kişilerin oluşturduğu konsey yönetmektedir. Ziyon'da tasvir edilen hayat biçimi, Marks'ın kominal toplum kurma hayallerinin canlı bir örneği olarak verilmiştir. Bu kominal hayat, aynı zamanda "Lemurye şeytan toplumu"nun yaşam biçimidir.
 Sahte Mesih Neo, Ziyon halkını kurtarmak üzere görevlendirilmiştir. Yahudiler binlerce yıldır kurtarıcı mesihlerini beklemektedirler. Siyonistlere göre, kurtarıcı Mesih gelecek ve Yahudi krallığı yeniden kurulacak, böylece tüm dünyaya hükmedecekler. Bugün mevcut bozulmuş dinlerde de; İsa benzeri misyon yüklenmiş kurtarıcılar bekleyenler ve gerçek vahiyden mahrum olanlar, yahutta ellerindeki "gerçek vahye" şaşı bakanlar; sahte İsa Mesih Deccal'in etrafında toplanarak, helak olacak "Ziyon Halkı"nı meydana getireceklerdir.
  
Neo: Başlangıçta "makineler dünyası" diye tabir edilen Matrix'in yönettiği dünyada yaşamakta ve bir yazılım şirketinde çalışmaktadır. Ama aslında o, seçilmiş kişi, yani isyancıların Mesih'i, kurtarıcısıdır. İsyancıların lideri konumundaki Morpheus'un davetiyle kırmızı hapı (yasak meyva) alarak seçimini yapar ve makineler dünyasına karşı insanlığın sözde özgürlüğü için savaşmaya başlar. Aslında o, yaptığı bu seçimle Allah'ın sistemine başkaldırmış, İblis'in adamı olmuştur. Gerçekte bir kurtarıcı değil, insanlığı felakete sürükleyecek olan sahte Mesih Deccal'dir.
Filmde, Neo'nun Mesih İsa'yı çağrıştırması için bir çok atıfta bulunulmuştur. Örnek olarak, Neo'nun, klasik Hıristiyan inancındaki gibi ölüp yeniden dirilmesi, ölen Trinity'i diriltmesi, bir çok olağanüstü yeteneğe sahip olması ve filmin sonunda Makinelerin Efendisi'ne (Haşa Yüce Allah'a) çarmıhtaki İsa gibi kollarını açarak gitmesi, bu atıflardan bazılarıdır. Tüm bu ayrıntılar, Neo'nun, insanlığın beklediği kurtarıcı mesih olduğu inancını pekiştirmek için filmde özenle kullanılmıştır.
Ajanlar: Ajanların hepsi, sistemin ve Matrix yaratıcısı Makinelerin Efendisi'nin emrinde asilerle mücadele etmektedirler. Hepsinin farklı formlara girme gibi olağanüstü yetenekleri vardır. Ajanlar da, makinalar gibi meleklerdir, ancak daha üst boyutlu meleklerdir. İblis'in adamları, tarih boyunca devam eden Hak-Batıl kavgasında; isyancı- batıl-karanlık güçleri temsil ettiği halde; Hak güçleri, köleleştirici karanlık güçler olarak takdim etmektedirler. Unutmayınız ki, İblis'in kötü dediği, iyi; karanlık enerji dediği, aydınlık; Mesih dediği, Deccal; sevgi dediği, intikam; özgürlük-kurtuluş dediği, kölelik-yok oluştur. 

 Ajan Smith: Ajan Smith ise üst rütbeli bir ajan(melek) rolündedir. Görevi, Neo'yu etkisiz hale getirmek ve isyankar Ziyon halkını yok etmektir. Ajan Smith, normalde Cebrail rolündeki Mimar'a bağlıdır. Ancak filmin devamında bu durum değişmekte, Ajan Smith isyan ederek Matrix'e zarar verecek konuma gelmektedir. Şimdi Ajan Smith'in filmde yaptıklarını ve gerçekte İblis'in yaptıklarıyla karşılaştıralım:

Ajan Smith
İblis
1) Başlangıçta meleklerin lideri gibi onlarla beraber Makinelerin Efendisi'nin; gerçekte Allah'ın en iyi adamlarındandır. Matrix'e isyan eden Morpheus ve Neo'nun adamlarıyla savaşmaktadır.
1) Başlangıçta meleklere önderlik etmiş Azazil (Allah'ın azizi) konumundadır. Nefsi olmasına rağmen yükseltilmiş ve melek boyutuna çıkarılmıştır. Yeryüzündeki isyankar cinlerle savaşmaktadır.
2) Sisteme baş kaldırıyor ve Makinelerin Efendisi'nin emrinden çıkıyor. En çok nefret ettiği şey ise insanlardır. Onlardan iğrendiğini söylüyor.
2) Allah'ın, ''Adem'e secde et!'' emrine baş kaldırıyor ve kovularak melek boyutundan düşürülüyor, lanetleniyor. En çok nefret ettiği varlıklar, insanlardır.
3) Kontrolden çıkınca yaptığı şey, diğer insanlara kendini kopyalamak, onların hafıza ve güçlerini ele geçirmek.
3) Kovulurken Allah'tan mühlet istiyor ve Kıyamete kadar yaptığı şey, insanları kendisi gibi şeytanlaştırmak ve insanların gücünü ve zekasını, kendi şeytani amaçlarında kullanmak. Kendisini insanlardan çoğaltmak. İblis tohumları ektiği insanları, amaçları için kullanmak.

Ajan Smith'in, İblis'e benzerliği çok açık görülüyor. Ancak bu noktadan sonra İblis'in gerçekleri alt üst etme planı devreye giriyor. Filmde, Neo'ya, "kurtarıcı mesih" rolünün iyice yapışması için Neo'nun baş düşmanı Ajan Smith(İblis) olmalıydı. Ve yine Neo'nun, hakiki Mesih İsa olarak algılanması için İblis'le savaşması gerekmektedir. Bunlar, gerçek senaryo yazarı İblis için bilindik numaralar.

Morpheus: Bu isim, eski Yunan mitolojisindeki düşler tanrısı(şeytanı)ndan gelmektedir. Babası, uyku tanrısı(şeytanı) Hypnos ve annesi, gece tanrıçası(şeytanı) Nyx'tir. Morpheus, insanların rüyalarına girebilme, onlara rüyalarında görünebilme yeteneğine sahiptir. Şeytanların bu yeteneklerini ve şeytani rüyaları bilmeyen yoktur herhalde. Matrix filminde kurtarıcı Mesih rolundeki Neo'yu yönlendiren, onu makineler dünyasına karşı savaşa hazırlayan gemi kaptanı rolündedir. Neo, köken itibariyle insandır; Morpheus ise, İblis'in yardımcısı şeytandır.

Mimar: Filmdeki makineler dünyasını kurgulayan, Matrix yazılımını yazan kişidir. Film akışı boyunca Matrix düzeninin sorumlusu olarak gösterilmiştir. Makinelerin Efendisi'nin yarattığı en üstün programlardan biri olan Mimar, aynen ajanlar gibi tamamen Makinelerin Efendisi'nin emrindedir.

Buradan anlaşılıyor ki, gerçekte Mimar, "makineler dünyası" diye gösterilen "melekler dünyası"nın başı, yani Başmelek Cebrail rolünü oynamaktadır. Cebrail; cebir kelimesinden türetilmiştir. Allah'ın Cebri; anlamındadır.Allah, Kur'an'da Cebrail'in kutsal, güçlü bir Başmelek olduğunu bildiriyor. Allah, tüm melekler hiyerarşisini onun emrine vermiştir. Esas itibariyle Matrix; Levhi Mahfuz-Ana Kitap-Ana Bilgisayar'dır. Ancak bu Ana Bilgisayar'ın içinde; melek hiyerarşisinin yönetimiyle ilgili bir yazılım olabilir, Cebrail(Mimar) bundan sorumlu olabilir. Yahutta bu Ana Bilgisayar'ın melek hiyerarşisinin yönetimiyle ilgili bölümünü; Allah'ın izniyle Cebrail hazırlamış olabilir. Bu nedenledir ki Mimar(Cebrail), Matrix'in mimarı olarak takdim ediliyor. En iyisini Allah bilir.

Elbette İblis, gerçeği herkesten çok daha iyi biliyor, ancak hiçbir zaman gerçeği söylemiyor, söylemez. Nitekim Cebrail de tüm diğer melekler de makina-robot değildir. Nefisleri olmayan "akıl sahibi ruhlar"dır. Allah tarafından, evrenden ve her şeyden önce yaratılmışlardır. Allah sevgisiyle yaşarlar. Rab'lerini, üstün bir akılla, sürekli tesbih ve tekbir ederler. Allah, başmelekler, melekler ordusu, müminler; İblis'in ve ordusunun düşmanıdırlar. İblis ve şeytan ordusu da; Allah'ın, O'nun meleklerinin, müminlerin hatta insanların-insanlığın düşmanıdırlar. İnsanlık tarihinin gerçek savaşı budur. Her şeye gücü yeten ve Alemler'in Rabb'i olan Allah bu savaşı bir imtihan alanı olarak düzenlemiştir. İlk söz de, son söz de, akibet de O'na aittir.

Kahin: Filmde sahte mesih Neo'ya yardım eden iyilik timsali bir karakter olarak verilmiştir. Gerçekte Matrix'in içinde yaşayan ancak Matrix'e; kadere isyan etmiş, İblis dostlarına hizmet eden bir medyumdur. Gerçekte ve hatta günümüzde de medyumlar, şeytanların dostlarıdır ve onlardan aldıkları vahiylerle insanları yönlendirirler. İblis imzalı filmlerin çoğunda kahinler(medyumler) takdis edilir. Hatta kurtarıcı mesihler bile onların emrindedir. Hatırlanacağı gibi Yüzüklerin Efendisi filminde Gandalf, Aragon'un üstadı, ruhani(!) lideridir. Allah, nasıl melekleri bile elçilerinin emrine vermiş ve onları kutsamışsa; İblis de, Allah'ı taklit ederek kahinlerini öyle kutsar. Maymun İblis'in her zaman yaptığı "hak sistemi", hakla-batılı yer değiştirerek taklit etmektir.
Bir elinde kasesi, yanında Magdelalı Meryem'i çağrıştıran manitosuyla İsa soyu diye sunulan küfürbaz, sahte Deccal Merovingian.

Merovingian: İblis kökenli yalana göre; "Hz. İsa'nın, bir fahişe olan Magdelalı Meryem'den gelen soyuna verilen isimdir." Bu, İsa'ya şerefsizce yapılan bir iftira ve İblis yalanıdır. Sözde bu soyun, yüz yıllar boyu gizli bir örgütlenmeyle Fransa'da yaşadığı ve günümüze ulaştığı iddia edilmektedir. Bu sülaleden gelen insanların, gizliden gizliye yüzyıllardır Vatikan ile bir savaş içinde olduğu söylenmektedir. Tüm bu çabaların arkasında, "Küresel Güçler"in, Hz. İsa'nın soyundan bir mesih çıkarma İblis oyunu yatmaktadır.

  Görülen o ki, Hz. İsa'nın soyudur diye ortaya çıkarılacak olan mesih, aslında Sahte Mesih(Deccal) olacaktır. Matrix filminin ikinci serisinde karşımıza çıkan Merovingian, ahlaksız, karısını aldatan, ağzı küfür dolu bir karakterdir. Böylece gerçek Mesih Deccal, Sahte Mesih Deccal'le savaşıp onu etkisiz kılacak ki, kendisinin gerçek İsa olduğu sanılsın. Filmde Merovingian gibi küresel gücün mesihinin emrinde melekler gösterilerek; Allah'ın melekleriyle, küresel gücün aynı cepheyi oluşturduğu zannı oluşsun. Bugünde İblis'in kahinleri-medyumları ve onların beyinlerini yıkadığı New Age ışık(karanlık) işçileri, büyük dinleri ve küresel güçleri, eski enerjiler olarak aynı kefeye koymaktadırlar. Gerçekte küresel Yahudi efendilerin güçleri de, dinleri de; Lusifer İblis'den ödünç alınmıştır. Bu New Age dini, elbette bir "Deccal Günü"nde, küresel efendileri "Deccal'e yapıştıracak bir zamk" olarak kullanılacaktır.

SONUÇ

1) Matrix üçlemesi filmleri, İblis'in baş yapıtlarından birisidir. Bir anlamda da İblis'in isyanını, "Hak Sistem"e karşı açtığı tarihi lanetli mücadeleyi, insanlık üzerindeki kadim saptırıcı mücadeleyi ve "yaklaşansaat"teki son perdeyi, kendi sakat zihniyle yansıtmaktadır. Ayrıca filmde kendisine Smith rolünü vermiştir. Bu arada İblisvari çarpıtmalar ve kuyruklu yalanlar pazarlansa da; tahrif edilmiş gerçeklere de yer verilmiştir. 

2) Filmde işlenen tema; bugün dünyada faaliyet gösteren İblis hiyerarşisinin propaganda temasıdır: "İnsanlık, Allah'ın sisteminin kölesidir, özgür değildir. Bu sistemin dışına çıkar, bu sistemi redderse; bu İlahi sistemi ve onun sınırlarını-emirlerini görmezden gelirse, İblis'in askerleri ve elçileriyle işbirliği yaparsa; özgürleşir(!), melekleşir(!) boyut atlar(!)" Yani basit bir ifadeyle; İblis gibi Allah'a isyan et, Allah'ın özgür kölesi olmak yerine, kendi nefsinin ya da İblis'in kölesi ol!

3) Burada en büyük hile şudur: Dünyadaki dünkü yahut bugünkü küresel sistemin, Allah'ın sistemiyle hiçbir ilgisi yoktur. Bizzat Allah'a, İblis marifetiyle başkaldıran insanoğlu, kendi; bencil, benmerkezci, zalim, talancı, insanperest, bilimperest, dünyaperest, şehvetperest, putperest vs. sistemini oluşturmuştur. Küresel yıldız adamların egemenliğinde; İblis'e, onun insan temsilcisi Deccal'e teslim edilmek üzere insanlık adım adım köleleştirilmektedir. O halde bugünkü sanal-maddeci- makinacı dünyayla, Allah'ın istediği ve onayladığı sistemin ne ilgisi vardır. Tarih boyunca ortaya çıkan imparatorlukların ve bugünkü emperyal şeytani hakimiyetin asıl helak edicisi Allah değil midir? Vahiy ve tarih bilincinden mahrum cahil insanların kulağına hoş gelecek: sanal dünya, makinalar dünyası, köleliğe başkaldırı, özgürleşme gibi yemler, avlamak için yaldızlı çağdaş palavralardır.

4) Şayet başkaldırı, Allah'ın "kader-kaza sistemi"ne ve taktirlerine, onun kainatta egemen olan yasalarına-yönetimine, yani Ana Bilgisayarı'nın kontrolüne karşı ise bu, gerçekleşme ihtimali mutlak sıfır olan bir hayaldir. Bu bir İblis yalanıdır. İblis ve yandaşlarının eylemleri dahil her şey, Allah'ın izniyledir ve O'nun Ana Bilgisayarı'nın kontrolündedir. İblis, Sonsuz Yüce Allah'ın zincirli köpeğidir. Havlaması da, ısırması da, dilini çıkarıp soluması da, hayatı da, geleceği de, ölümü de, azabı da, cehennemi de O'nun elindedir, bu böyle biline.. İblis ve yandaşı olan şeytan hizbi, değil Allah'ın "mutlak hakim olan sistemi"nin dışına çıkmak, Allah izin vermeden kıçlarını bile kaşıyamazlar. Ha ne yapabilirler? Elbette kendilerini ve avladıkları insanları helaka ve cehenneme sürükleyebilirler.

5) Peki, "yaklaşansaat"te, İblis'e ne yetki verilmiştir ki; çokça kurtarıcı mesihli filmler yaptırıyor ve bol keseden ahkamlar kesiyor? Evet asıl bilinmesi gereken mesele budur. Tarihe not düşmek için buradan ilan ediyoruz ki; Yüce Allah, dünyayı İblis ve ordusuna teslim edecektir. Bugün itibariyle de dünya, gizli-açık işgal operasyolarının yürütüldüğü bir arenaya dönmüştür. Ve yine bilinmelidir ki; dünyada gerçekleşmekte olan ve son aşamasına gelmiş bulunan "Küresel Yıldız Aileler"in hakimiyeti çok sürmeyecektir. Bu hakimiyetin arkasından, İblis'in Deccal'i, küresel gücün Merovingian Deccal'ini yok edecek ve küresel güce boyun eğdirecektir. Krist, Antikrist mücadelesi.. İblis'in başmeleklerinden(!) olan ve Türkiye'de bile toplantı düzenleyen birçok şapkalı Saint Germain deyimiyle; küresel gücün bu hakimiyeti, sadece bir "oley hakimiyeti" olacaktır.

  Diyeceksiniz ki neden İblis ve ordusu dünyayı teslim alacaktır? Bu meseleleri ve delillerini ortaya koymak bu sayfaları aşar elbette. Ayrıca "Kadim Plan: İblis Dünyayı Ele Geçirmek Üzere.." başlığı altında incelenecektir. Ancak burada birkaç cümleyle şunları söyleyebiliriz:
Sonsuz Yüce Rabb'imiz, Adem'i(İnsanı) en güzel biçimde yarattı ve tüm melekleri; hatta cinlerin melek boyutuna çıkarılmış temsilcisi Azazel'i(İblis'i) bir saygı ifadesi olarak secdeye çağırdı. Melekler secde ettiler. Azazel, başkaldırdı, kovuldu. Allah'a ve İnsanoğluna amansız düşman oldu. Yüce Rabb'imiz Allah dedi ki: "Sizin de, benim de düşmanım olan Şeytan'a(İblis'e) düşman olun!" Peki, insanoğlu tarih boyunca ne yaptı? Allah'ı ve O'nun elçilerini örttü, düşmanı olduğu İblis'in ve hizbinin peşine takıldı. Bugün ise bu ihanet, görülmemiş boyutlarda ve küresel çaptadır...
Alemlere rahmet olarak gönderilmiş Peygamber ve onun getirdiği "son gerçek vahiy" bugün reddediliyor, İblis ağızlarıyla hakaretlere uğruyor. Peki, sözde O'nu tastik edenler ne yapıyor? O ellerindeki "gerçek vahyi" okuyup, akledip, anlıyor mu? Yoksa ondan hicret etmiş; onu ölü kitabı yapmış ve onu musiki olarak mı dinliyor? Yahutta Dünya sevgisi sarhoşluğunda, onu bir "meta" olarak mı kullanıyor, yahut siyasi-iktisadi- askeri amaçları için onun üstünde mi yükseliyor? Yahutta o kutsal vahyin; "siz onlardan olmadıkça, onlar, size düşmandırlar ve sizi hiçbir zaman kabul etmezler" çağrısını Allah'ın her günü ayaklarının altına mı alıyor? Buyurun siz karar verin!
Unutmayınız ve biliniz ki; Rahman ve Rahim Olan Sonsuz Yüce Allah'ın, Kahhar sıfatı tecelli edecek ve düşmanlarından intikam alacaktır. Böylece İblis'in ve kölelerinin geçici dünya hakimiyeti kahrolacak, zafer Allah'ın ve O'na gerçekten teslim olan kölelerinin olacaktır!

 Kaynaklar:
1) Kur'an
2) İncil
3) Matrix üçlemesi
4) Turkincil.com
5) Vilkipedia.com
6) Dunyadinleri.com



 Bana Destek olmak İçin Lütfen Youtube Kanalıma Abone Olmayı Unutmayın..

Youtube Kanalım  >>> Eyüp Ertaş

18 Nisan 2014 Cuma

Kabedeki Şeytan Taşlama Yeri Neden Değiştirildi?



   Arkadaşlar hepimizinde bildiği üzere, Kabeye giden hacılar şeytan taşlamada bulunurlar. Ancak Kabenin 2006-2008 de yapılan yenilenmesinde, Şeytan taşlama yerinin değiştirilmiş olduğunu görüyoruz..

                                                              Kabenin 2 Yıllık Yapılışı..


                                                      Bu eski şeytan taşlama duvarı

blog alt etiket ekleme

                                                                 Buda yeni duvar 

<img src="https://eyalling.blogspot.com.tr/" alt="kabe" />


Peki arada ne fark var..

  Şeytan taşlama yerindeki o eski uzun dikilitaş, şeytanı temsil ediyor tıpkı; Sultanahmet, Hippodrome İstanbul, Hipopdrome İstanbul-2, Vatikan, McKinley Anıtı, Buffalo, New York, ABD., ve Washington Anıtı, ABD ve birçok dikili taşlar gibi. Ancak son taşlama duvarı şeytanı gerçek manada temsil etmiyor, illuminati diye bahsettiğimiz elit örgüt çeşitli sembolleri kullanarak tanrılarına ibadet eder bunu biliyoruz.Ve bu elit insanlar, belirli zamanlarda belirli ritüelleri kullanarak belirli varlıkları belirli yerlerden geçirir, onları dünyaya davet eder.. Onlara ibadet etmek için ise kurban verir, kan dökerler.

 Eski çağlarda ve birçok paganist dinde  bu yüzden sütun, dikilitaş ve yüksek kuleler gibi spiritual öğeler bulunuyordu.. Bunlar bir nevi var olan tanrılarına ibadet etmek için şarttı. Kabedeki son değişen duvar şeytanı temsil etmemesinin nedeni cin veya ifrit gibi varlıkları etkilemesidir, zira eski taşlama yerinde atılan her taş iyilik ve hayır bereket kazandırıyordu. ve gerçek anlamda da şeytanı temsil ediyordu. Hatta kafirler şeytanı bu taş sütunlarıyla anarlar ve onlara bu şekilde saygı gösterip hertarafa kötülük, büyü vs. geçiş kapıları sağlarlar..

Şimdi Dünya Üzerindeki Diğer Dikilitaşlara Gözatalım;


                                                           Caesarea dikilitaşı İsrail
                                             


                                                            Concorde Meydanı, Paris



                                                         Kleopatra'nın İğnesi, Londra

                                              


                                             Kleopatranın-İğnesi-Central-Park-New-York



                                                              Hippodrome İstanbul



                                                             Hipopdrome İstanbul-2



                                                    Antik Mısır Karnak Tapınağı,Luxor



                                                                            Luxor



                                                   Philae Dikilitaşı, Wimborne, Dorset



                                                   Piazza del Duomo, Catania (Sicilya)



                                                                     Sultanahmet



                                                               Urbino dikilitaş İtalya




                                                                         Vatikan


  Birde 16yy'dan sonra dikilen anıtlar var.. Onların da bu spiritualizmi ve okültüzmi barındıran kulelerden pek farkı olduğu söylenemez.. Zaten çoğu rönesans'dan yani ''aydınlanma çağı''ndan sonra dikilmiş.. Dikenlerin kim olduğunu ve niçin diktiğini artık daha rahat anlayabilirsiniz.. 

O dikilitaşlar ;


Aix-en-Provence Dikilitaşı


                                             


                                                     Buenos Aires Dikilitaşı, Arjantin



                                                      Bunker Hill Anıtı, Charlestown



                                                           Chesma dikilitaşı-Rusya



                                         Dalhousie Dikilitaşı, Raffles Place, Singapur, 1891.



                                               Demidov Sütunu, Barnaul, Sibirya, Rusya.



                                                                 Foro Italico, Roma



                                                                     Kagul Dikilitaşı



                                               McKinley Anıtı, Buffalo, New York, ABD.




                                            Rumyanstev Dikilitaşı- St.Petersburg Rusya



                                                               Villa Torlonia, Roma


 
                                                          Washington Anıtı, ABD



                                          Wellington Anıtı, Phoenix Park, Dublin, İrlanda



                                                     Zafer Dikilitaşı, Moskova.



  Bu tür yapıların dünyanın hemen hemen her yerinde bulunması birer rastlantı değildir.. Bunun gibi yüzlerce dikilitaş daha var sizler de ufak bir araştırmayla bunun gibi onlarca dikilitaşı daha gözlemleyebilir ve onun hakkında yorum yapabilirsiniz.. Dikilitaş sembolizmi eski pagan inançlarında olduğu gibi günümüz firavunlarının da vazgeçemediği bir mimari.. Amaç kendi mabedlerini dünyanın her yerine yerleştirmek ve varlıklarını ifşa etmeden tüm dünyanın gözü önünde cirit atmak.. Bu elit aile binlerce yıldır var.. Eski Mısır, Babil ve hatta Antik Maya uygarlıklarında bile.. Halen aynı rituelleri,kuralları ve amaçları devam ediyor.. Eskiden olduğu gibi tanrılarına tapınmaya devam ediyorlar..

 Kabe'deki Dikilitaşın değiştirilmesi biz Müslümanların haccını etkilermi bilmiyorum bunu alimlerimize hocalarımıza göstermeli anlatmalıyız. Çünkü, Şeytan taşlama haccın en önemli ibadetlerinden birisidir. Kafirler gerçekten ibadetlerimizi etkilemeye çalışıyorlar, onları değiştirmeye ve bizide yozlaştırmaya çalışıyorlar. ALLAHtan dinden imandan asla ayrılmayalım inşallah, ibadetlerimizi tam yapalım ve şeytanilerin, kafirlerin, yahudilerin oyunlarına karşı gözlerimizi açık tutalım inşallah.. 
 ALLAH a emanet olun...
 Bana Destek olmak İçin Lütfen Youtube Kanalıma Abone Olmayı Unutmayın.. Youtube Kanalım  >>> Eyüp Ertaş

5 Nisan 2014 Cumartesi

Hz Zülkarneyn ve Ye'cüc Me'cüc

Bu yazı da Hz Zülkarneyn ile alakalı, hem kendi düşüncelerimi hemde güçlü görüşlere yer vermeye çalışacağım.

 Bazı alimlerin rivayetine göre, Yahudiler bir kaç kafiri kandırarak Hz. Muhammed (s.a.s)'e gelerek Ona şu üç şeyden sormalarını tavsiye etmişler: Ruh, Ashab-ı Kehf ve Zülkarneyn'in kim olduğunu sormuşlar. Bunun üzerine kehf suresi nazil olmuştur. Öncelikle zülkarneyn hakkındaki ayetlere bakalım;

 Bir de sana Zülkarneyn'i soruyorlar. De ki: "Size ondan bir hatıra okuyacağım." (Kehf Suresi, 83)

  O'nu biz dünyada kudret sahibi kıldık ve muhtaç olduğu herşeye ulaşacak bir sebep verdik.
(Kehf Suresi, 84)
  
O da (batıya doğru) bir yol tuttu. (Kehf Suresi, 85)

 Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara balçıklı bir gözede batmakta buldu, yanında (kafir) bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, ya (onlara) azab edersin veya onların hakkında iyi davranırsın." (Kehf Suresi, 86)

 Zülkarneyn: "Her kim zulmederse, biz onu cezalandıracağız. Sonra o Rabbine döndürülür. O da kendisini görülmedik bir azaba uğratır" dedi. (Kehf Suresi, 87)

 "Her kim de iman eder ve salih amel işlerse ona mükafat olarak daha güzeli var. (Üstelik) ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz." (Kehf Suresi, 88)

 Sonra yine (doğuya doğru) bir yol tuttu. (Kehf Suresi, 89)

 Güneşin doğduğu yere ulaşınca onu, kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu. (Kehf Suresi, 90)

 İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır. (Kehf Suresi, 91)

 Sonra (kuzeye doğru) bir yol tuttu. (Kehf Suresi, 92)

 İki seddin arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir kavim buldu. (Kehf Suresi, 93)

 Dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Ye'cüc ve Me'cüc bu dünya'da bozgunculuk çıkarıyorlar. Onlarla bizim aramıza bir sed yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?" (Kehf Suresi, 94)

 Zülkarneyn: "Rabbimin bana verdiği (imkan ve kudret, sizin vereceğinizden) daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım" dedi.
(Kehf Suresi, 95)

 "Bana demir kütleleri getirin" dedi. İki yamacın arasındaki boşluğu (dağlarla) bir hizaya getirince "körükleyin!" dedi. Demiri eritip kor (gibi) yapınca da, "Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır (katran) dökeyim." (Kehf Suresi, 96)

 Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler. (Kehf Suresi, 97)

 Zülkarneyn: "Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi (kıyametin kopma vakti) gelince onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi haktır" dedi. (Kehf Suresi, 98)

 Yukarıda meâli sunulan âyetlere göre, Zülkarneyn'in bazı özelliklerini şöyle sıralamak mümkündür. Zülkarneyn, üstün yeteneklere, geniş kudret ve imkanlara sahipti. Bilgili, kültürlü, dünya coğrafyasının önemli bir kısmını bilen ve ilâhî yardıma mazhar olan bir kişiydi. Zalimlere hadlerini bildiren, onları cezalandıran, ahiret gününe kesin bir şekilde imân eden, ona göre hareket eden ve iyi ahlaklı dindar toplumları himâye eden bir zattı.

İşte Zülkarneyn'in anlatıldığı ayetler bunlardı. ayetlerin tefsirleriyle birlikte Zülkarneyn ve Ye'cuc ile Me'cuc hakkındaki düşüncelere bakalım..

 Zülkarneyn kelimesi Arapçadır. Zü ve karneyn kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Zü, sahip ve malik demektir. Karn ise, boynuz, perçem, tepe, zaman, güneş anlamlarına gelir. Karneyn, karn'ın tesniyesi yani iki tanesi demektir. Buna göre Zülkarneyn kelimesi iki boynuzlu ve iki zaman sahibi şeklinde tercüme edilir. Zülkarneyn'in Hz. İdris (Enok) olabileceği de söyleniyor. Çünkü tevratta da adı geçen Enok'un Zülkarneyn ile birçok benzerliği vardır. Enok tarih kitaplarınave hadislere göre hz idris dir. Enok'un Allah tarafından göğe yükseltildiği ve geleceği meçul olduğu tevratta anlatılır. Öncelikle kehf suresinde zülkarneyn anlatılırken ordaki "sebep" kelimesini açalım. 

Serhat Ahmet Tan ve İskender Türe'nin Görüşleri

O'nu biz dünyada kudret sahibi kıldık ve muhtaç olduğu herşeye ulaşacak bir sebep verdik.
(Kehf Suresi, 84)

Sebep kelimesi kuranda sadece 9 yerde geçmektedir ve bunun 4 tanesi kehf suresinde geçer. Zülkarneynde anlatılan sebebin ne manaya geldiğini anlamak için diğer ayetlerede bakmak lazım.

Firavun: "Ey Hâmân! Bana yüksek bir kule yap. Ordan sebeplere erişeyim." dedi. (Mü'min Suresi, 36)

 Burda firavun haman ismindeki yardımcısından ona bir kule yapmasını ve bu sayede sebeplere ulaşacağını söylüyor. burdaki sebep kelimesi gök manasına geldiği çok açıktır. Sebep kelimesi arapça kökü itibariyle ip anlamına gelmektedir. bu ip bir hurma ağacına tırmanmaya yarayan bir iptir. Yani göğe çıkmaya yarayan bir iptir. Bu demek oluyorki zülkarneyn göklere doğru bir yolculuk yapmış olabileceğini gösterir. Kehf suresi baştan sona gizemli bir sure ve tamamen zamanın nasıl davrandığını gösteren zamanı anlatan bir sure olduğunu anlayabiliriz. zira kehf suresindeki 7 uyurlar'ın hikayesi ve hz musa ile hızır aleyhisselamın kıssası da zaman ile ilgilidir.

 Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara balçıklı bir gözede batmakta buldu, yanında (kafir) bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, ya (onlara) azab edersin veya onların hakkında iyi davranırsın." (Kehf Suresi, 86)

 Burada çok açık bir şekilde "Güneşin Battığı yer" deniliyor. her nekadar bazı alimler bunu batı olarak düşünsede arapçada da güneşin gerçek anlamda batmasından bahsediliyor. eski alimler o günkü teknoloji ve mantığa göre böyle birşey olamaz deyip onu batı diye anlamışlardır. Bu gün güneşimiz galaksimizde belli bir yörünge de, günde 2 milyon km yol alıyor. Astrolojiye göre güneş küçük bir saptamayla hareket ediyor ve bu saptamanın sebebinin güneşi bir kara deliğin çektiğini gösterir. Buna "Solar Apex" denir. Güneşin doruk noktası, varacağı enson yer olarak tanımlanıyor. Arapçada "magribeş şemsi" kelimesini türkçeye çevirsek o da hemen hemen aynı anlama gelir. Zülkarneyn güneşin battığı yere ulaşınca orada bir güneş sistemiyle karşılaştı. Orada ki güneş bizim güneşimiz mi? yoksa başka bir güneş mi?.

 Serhet Ahmet Tan: "Bu bizim geleceğimiz olabilir. Çünkü kehf suresi tamamen zamanı anlatan bir sure, bence zülkarneyn zaman yolculuğu yaptı ve bizim geleceğimize hatta yakın bir zamana muhtemelen 2000lerde balık çağının kapanıp kova çağının başlayacağı zamana tekabül ediyor."

 Yani Zülkarneyn bir güneş sisteminin bir kara deliğe batarken buldu, bu bizim güneş sistemimiz mi yoksa başka bir güneş sistemimi bilmiyoruz. Orada bir kavim buldu ve Allah teala istersen onlara "Azab" et istersende onlara iyi davra dedi. Azab kelimesi hakikaten dehşet verici bir kelimedir, daha önce hiç kimseye azab et diye birşey söylenmemiştir hiçbir peygambere veya bir başkasına bu yetki verilmemiştir. Azab kelimesi doğrudan "Kıyameti" çağrıştırdığı için kıyametin o kara delik içerisinde olabileceği söyleniyor ( Allah alem en doğrusunu bilir ). Zülkarneyn onlara azab ettimi? yoksa bazılarını kurtardı mı? onu bilmiyoruz, çünkü bunula ilgili bir ayet veya bir hadis yoktur.

Sonra yine (doğuya doğru) bir yol tuttu. (Kehf Suresi, 89)

 Güneşin doğduğu yere ulaşınca onu, kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu. (Kehf Suresi, 90)

  "Güneşin doğduğu yere ulaşınca onu, kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu" Buradaki örtü kelimesi çok ilginçtir. Eski alimler bu kavim zenci kavmidir, çünkü çıplaklar ve güneşin sürekli vurduğu bir kavimdir dediler. Ancak; "Ve cealnel leyle libâsâ(libâsen)." Yani "Biz size geceyi örtü kıldık." yani bize geceyi güneşe karşı örtü kıldı, ama onlara örtü kılmadı. Burdan anlaşılacağı gibi Gecesiz bir yerden bahsediliyor.

 Bu şu şekilde mümkün olabilir; Bir gezegenin her iki tarafında da birer güneş bulunursa ve bunlar eşit şekilde dönerse o gezegen sürekli olarak aydınlanır.Yada bu olaylar muhtemelen m.ö. 10 bin yıl önce gerçekleştiğini düşünürsek o zamandaki bir çıplak kavimi anlatıyor ve o zamanda dünya, daha uzun zaman güneş ışı aldığını düşünebiliriz.

 Sonra (kuzeye doğru) bir yol tuttu. (Kehf Suresi, 92)

 İki seddin arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir kavim buldu. (Kehf Suresi, 93)

 Burda geçen "sed" kalimesinin aslı "süd" dür. Kuranı kerim ilk indirildiği zamanda harekesiz inmiştir, sonra arapça bilmeyenlerin okuması kolaylaştırılması için hareke sonradan eklenmiştir. Süd; Sis ve bulut anlamına gelir. eğer onu sed değilde süd diye okursak, onları iki sis bulutu arasına hapsettiğini anlarız.

 Dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Ye'cüc ve Me'cüc bu dünya'da bozgunculuk çıkarıyorlar. Onlarla bizim aramıza bir sed yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?" (Kehf Suresi, 94)

 Zülkarneyn: "Rabbimin bana verdiği (imkan ve kudret, sizin vereceğinizden) daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım" dedi.
(Kehf Suresi, 95)

 "Bana demir kütleleri getirin" dedi. İki yamacın arasındaki boşluğu (dağlarla) bir hizaya getirince "körükleyin!" dedi. Demiri eritip kor (gibi) yapınca da, "Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır (katran) dökeyim." (Kehf Suresi, 96)
  
 Bahsedildiği gibi kilometrelerce uzun, iki dağın seviyesinde, üstü demir bloglarıyla ve erimiş bakır kaplı bir sed oluşturulduğu anlaşılısa da dünya üzerinde böyle bir seddin izine rastlanmamıştır. Bu nedenle bu sed kelimesini süd diye okuyup onun bir sis bulutu şeklinde de anlayabiliriz. Eğer bu seddin dünya dışında olduğunu düşünürsek, ilk seddi "Orion kuşağı" ve ikinci seddi de "Astroit Kuşağı"  olarak görebiliriz. Serhat Ahmet Tan, bunun gelecekte olacağını ve zülkarneynin zaman yolculuğu yaptığını düşünüyor. 

Şimdi Diğer Önemli Tespitlere Ve Görüşlere Bakalım

NUH ÖNCESİ İNSANLIĞIN SAPKINLAŞMA SÜRECİ: YE'CUC-ME'CUC

Nuh tufanından önce de Dünya öyle ifsada uğramış; ademoğulları öyle azgınlaşmış; nesli ve nesebi öyle bozmuştu ki; insanlık tarihi böyle bir olaya bir daha şahit olmayacaktı. İşte bu insanlık tarihinin en ilginç ve dramatik ve bir daha şahit olunamayacak olayı; Ye'cuc-Me'cuc'un ortaya çıkması, yeryüzünü baştan başa fesada uğratması olayıdır. Evet, Yüce Rabb'imizin gazabını Dünya üzerine çeken olay budur ve Nuh tufanı bu sebeple dünya insanlığını vurmuştur. Evet, evrenselNuh tufanını davet eden insanlık tarihinin bu en önemli "azgınlaşma-şeytanlaşma süreci"ni kısaca özetleyelim ve arkasından da kanıtlarını verelim.

Azazel, melek boyutundan düşürülerek iblisleşmiş ve lanetli olarak ademoğullarının peşine düşmüş; Adem'i cennetten kaydırdığı gibi oğullarını da "Hak Yol"dan saptırıp, şeytanlaştırmak için elinden geleni arkasına koymamıştır. Azazel iken kendisine tabi olan cinlerin ileri gelenlerinin ayağını kaydırarak; onları da kendisi gibi şeytanlaştırmıştır. Arkasından da İblis,Allah'a olan teslimiyetlerini bozan bu şeytanlaşmış cinlerini, ademoğlunun kızlarıyla yasak olan ilişkiye teşvik etmiştir ve bu sapkın ilişki böylece başlamıştır.

Kısacası, Nuh tufanından önce yeryüzünde bugüne benzer küresel bir hakimiyet kurmuş olan bir toplumun; muhtemelen "Mu-Atlantis"in, "üstün insan"; yani "cin-insan" arzularını yem olarak kullanan İblis, insanlığı Ye'cuc-Me'cuc belasına ve arkasından da Tufan felaketine sürüklemiştir. Şimdi bu konuyu deliller ışığında gözden geçirelim: 


 İŞTE VAHYE DAYALI DELİLLER:

KUR'AN: SÜNNETULLAHI ORTAYA KOYUYOR


1) Kur'an, Ye'cuc- Me'cuc oluşumuna yol açacak "insan-şeytan ilişkileri"ni bize şöyle bildiriyor:

Muhakkak onlar(müşrikler), O'nun(Allah'ın) dışında, dişileri(cinleri-perileri) çağırıyorlardı. Onlar, (gerçekte) (kovulmuş) asi şeytandan başkasını çağırmıyorlardı.

Allah, onu lanetledi ve o(Şeytan) dedi ki: "Elbette, Sen'in kölelerin içinden belirlenmiş bir zümreyi, kendime(köle) edineceğim."

"Ve elbette onları saptıracağım, ümitlendireceğim; onlara, hayvanların kulaklarını kesmelerini emredeceğim.Elbette yine onlara, Allah'ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim. "Kim, Allah'ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, muhakkak o, apaçık bir hüsrana uğramıştır.

(Şeytan), onlara vaad ediyor, onları ümitlendiriyor. Oysa Şeytan, onlara aldanmadan başkasını vaad etmez.

[NİSA(4)/117-120]

O gün (Allah) onların hepsini toplar: "Ey cin topluluğu, siz insanlardan kendinizi çoğaltmak istediniz." (Bunun üzerine) onların(cinlerin), insanlardan dostları olan kimse dedi ki: "Rabb'imiz, bazımız, bazımızdan yararlanıp, bizim için takdir ettiğin süreye ulaştık." (Allah) dedi ki: "Allah'ın dilediklerinin dışında onların barınağı ateştir, orada kalıcıdırlar. Muhakak senin Rabb'in Hakim'dir, Alim'dir."

[ENAM(6)/128]

Muhakkak İblis, onlar(insanlar) üzerindeki zannını doğruladı. Müminlerden bir grup hariç ona(İblis'e) tabi oldular.

[SEBE(34)/20]

Biz, onlara yakınlar(cin-şeytanlar) hazırladık. Onlar(cin-şeytanlar), onların önlerinde ve arkalarında olanları güzel gösterirler. Onlardan önce geçmiş olan ümmetler içindeki insan ve cinler gibi, onlara da söz(azap) hak oldu. Muhakkak onlar hüsrana uğrayanlardır.

[FUSSİLET(41)/25]

Şeytan onları kaplamıştır; böylece onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. Böyle olanlar, şeytan hizbidir. Dikkat edin! Muhakkak şeytanın hizbi olanlar, hüsrana uğrayanlardır.

[MÜCADELE(58)/19]

TORA(TEVRAT): OLAYI İFŞA EDİYOR

2) Tora'nın Bereşit(Tekvin) bölümünde, Ye'cuc-Me'cuc'un ortaya çıkışı açık bir şekilde şöyle özetleniyor:

İnsanoğlu, toprak üzerinde çoğalmaya başlayıp kızları doğunca,
Tanrı'nın oğulları, insan kızlarının iyi olduklarını gördüler ve her şeçtiklerinden kendilerine eş aldılar.
Tanrı: "Ruhum insanı sonsuza dek yargılamayacak; çünkü o etten başka bir şey değil. Günleri 120 yıl olacak" dedi.Devler(Nefilim) o günlerde ve daha sonraları yeryüzündeydiler. Tanrı'nın oğulları, insan kızlarına gelmişler ve(devlere) baba olmuşlardı. (Devler) ezelden beri en güçlülerdi; şöhretli kişilerdi.
Tanrı yeryüzünde insanın kötülüğünün artmakta olduğunu gördü. (İnsanın) en derin düşüncelerinin yarattığı eğilimler, gün boyunca, sadece kötüyeydi.
Tanrı: "Yaratmış olduğum insanoğlunu yeryüzünden sileceğim, – insandan evcil hayvanlara, yer hayvanlarına ve gökyüzündeki kuşlara kadar-" dedi.
Fakat Noah, Tanrı'nın gözünde beğeni bulmuştu.
Bereşit(Tekvin): 6/1-5, 7-8

"Tanrı'nın oğulları" yerine Tora tefsircileri "yöneticilerin oğulları" veya "hakimlerin oğulları" ifadesini kullanmışlardır. Bizce bu "Tanrı'nın oğulları" ifadesi, ancak mecazi anlamda doğrudur ve İblis'in "düşmüş melekler" diye yutturmaya çalıştığı;düşmüş cinler; İblis hizbi olan cinler; yani şeytanlardır. Tüm erkek olan insan ve cinler; mecazi anlamda Tanrı oğulları gibidir. Sonsuz Yüce Rabb'imiz tüm noksan sıfatlardan münezzehtir. Yarattığı hiçbir varlığa benzemez, doğmamış, doğurmamış, bizzat var olan, varlığını hiçbir şeye muhtaç olmayan "Gerçek ve Tek İlah"tır. Aksini ne Kur'an ne de gerçekTevrat kabul eder.

Önceden Azazel'le beraber Yüce Allah'a teslim olan "cinlerin lider kadrosu"ndan bir grup; Azazel'e tabiydi. Azazel, meleklikten düşüp iblisleşince, onun yanında yer aldılar; böylece Hak'tan saptılar ve İblis yandaşı oldular. İşte bunlar, İblis'in teşvikiyle insan kızlarıyla ilişki kurdular ve Devler(Nefilim); yani Ye'cuc ve Me'cuc böylece ortaya çıktı.

Kur'an'ın ayetleriyle Tora'daki ifadelerden; Tufan'a muhatap olan insanlığın nasıl azgınlaşıp-şeytanlaştığı; İblis hizbinin kontrolüne girdiği açıkça görülmektedir. Kur'an, Enam(6)/128'de; "cinlerin, insanlardan kendilerini çoğaltmak istediklerini" bize açıkça bildirmiştir.

PEYGAMBERİMİZ: YE'CUC-ME'CUC'U TAVSİF EDİYOR

3) Peygamberimiz; Kur'an'ın bu konudaki ayetlerine açıklık getirmiş; özellikle Ye'cuc-Me'cuc'un nasıl ortaya çıktığına değil;Yaklaşansaat'te, Deccal'e köle olan insanlığın efendilerini nasıl helak edeceğine şiddetle vurgu yapmıştır. Ancak aşağıdaki birkaç hadiste de Peygamberimizin, Ye'cuc-Me'cuc'u vasfettiğini görmekteyiz. Bu yaratıkların Adem soyu olduklarını,insanlığı-dünyayı ifsad edeceklerini belirtmiş; boylarına, çoğalmalarına-sayılarına ve kavimlerine atıfta bulunmuştur:

İbn Amr bin el-As şöyle rivayet etmiştir:
Resulullah (s.a.v.), buyurdu: "Ye'cuc-Me'cuc, Adem'in neslindendir. Onlar, insanlara gönderilse, onların yaşantılarını ifsad ederler. Onlardan biri arkasında, zürriyetinden binden fazla kişi bırakmaksızın ölmeyecek. Onların arkasında üç ümmet vardır: Tavil, Tarnes ve Mensek."
Rudani, C.5, H.no: 9930, s.372

Huzeyfe rivayet etmiştir ki:
Resulullah (s.a.v.), şöyle buyurdu: "Ye'cuc bir ümmettir. Me'cuc da bir ümmettir. Her bir ümmet, dört yüz bin ümmettir. Onlardan bir adam, sulbünden eli silahlı tam bin erkek görmeden ölmez."
Dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü! Onları bize anlatır mısın?"
Dedi ki: "Onlar üç sınıftır. Onların bir sınıfı 'erz' gibidir." Soruldu ki: "Erz ne demektir?" Resulullah (s.a.v.) dedi ki: "O, Şam'da bir ağaçtır ki o ağacın uzunluğu yüz yirmi arşındır(12 arşın mı?). Göğe doğru yükselir." buyurdu ve ondan sonraPeygamber (s.a.v.), şunu ilave etti: "İşte bunlara ne dağ dayanır ve ne de demir. Onların ikinci sınıfı da kulaklarının birini serer, ötekini de kendisine yorgan yapıp öyle yatar. Fil, yabani hayvan, deve ve domuz ne görürlerse yerler. Onlardan birisi öldüğünde de onu yerler. Onların bir ucu Şam'da, bir ucu Horasan'da olacaktır. Doğu nehirlerinin tümünü ve Taberiye gölünü de içeceklerdir."
Rudani, C.5, H.no: 9931, s.372
ENOK(İDRİS): YE'CUC-ME'CUC'U İFŞA EDİYOR

<img src="https://eyalling.blogspot.com.tr/2014/04/hz-zulkarneyn-ve-yecuc-mecuc.html" alt="zulkarneyn-ve-yecuc-mecuc" />

Güney Afrika'da Swaziland-Mpaluzi kasabası yakınlarında bulunan 4 feet(120 cm) uzunluğunda Dev ayak izi. Bu ayak izine dayanarak "Devler"in boyunu hesaplarsak yaklaşık 8-9 metre olur.



İş adamı ve pramit araştırmacısı Gregor Spörri'nin Mısır'da resmini çektiği " kesilmiş dev parmağı". Mumyalanmış vaziyette saklanmış bu işaret parmağının uzunluğu 38 cm'dir. Bugün normal bir insanın parmağı ise 7-8 cm civarındadır. Bu uzunluğa dayanarak parmağın sahibi olan "devin boyu"nu hesaplarsak; yaklaşık olarak 8-9 metre çıkar.


4) Ye'cuc-Me'cuc; yani "Devler"in, tarihin hangi döneminde müşahede edildiği, nasıl ortaya çıktığı ve nasıl Nuh tufanıyla helakın geldiği, en açık bir şekilde "Enok'un Kitabı"nda açıklanmaktadır. "Enok'un Kitabı"ndan aşağıya aldığımız metin okunurken parantez içi açıklamaların bize ait olduğu bilinmelidir:

"1. İnsanoğulları çoğalınca, güzel ve alımlı kızları oldu.
2. Gözcüler(cin-şeytanlar); göklerin çocukları, onları(insan kızlarını) görüp onlara karşı şehvet hissettiler. Birbirlerine dediler ki: ''Gelin insanların arasından kendimize eşler seçelim ve onlardan çocuklarımız olsun.''
9. Liderlerinin isimleri şöyleydi: Semyaza, Araklba, Rameel, Kokablel, Tamlel, Ramlel, Danel, Ezeqeel, Baraqiyal, Asael, Armarel, Batarel, Ananel, Zaqiel, Samsapeel, Satarel, Turel, Yomyael, Sariel. İki yüz gözcünün liderleri bunlardı. (Bunlar; 19 kişilik gözcü-cin-şeytan lider grubu. İblis'in yalanıyla, düşmüş melekler.)
10. Bunlara tabi olan diğer tüm gözcüler (ki bunların da sayısı 200'dür)birlikte kendilerine eşler aldılar. Her biri kendine bir eş seçti ve onlarla birleşmeye, kendilerini onlarla kirletmeye başladılar. Onlara büyüler öğrettiler.
11. Sonra kadınlar hamile kaldı ve boyları 135 metre(13.5 metre mi?) olanDevler doğurdu.
12. Sonunda insanlar, onları besleyemeyecek hale gelene kadar, bu devler insanların ürettiği her şeyi tüketti.
13. Ve Devler, yemek için insanlara döndü ve onları yediler. Kuşlara, yabani hayvanlara, sürüngenlere, balıklara karşı günah işlemeye ve sonra birbirlerinin vücutlarını yemeye, hatta kanını içmeye başladılar.
(Enok'un Kitabı 7. Bölüm)

Anlaşıldığına göre bu cin-şeytanlarla, insan kızlarının birleşmesinden ortaya çıkan Devler(Ye'cuc-Me'cuc), bir süre sonra insanları ve canlıları yemeye başlıyorlar. İşte böylece dünya ve insanoğlu büyük bir ifsada uğruyor. Bize göre devler; yani Ye'cuc-Me'cuc; aralarında bazı kavmi özellikler gösterse de; esas iki ana gruba ayrılıyorlardı. Birincisi Ye'cuc; Peygamberimiz tarafından da "Erz ağacı"nın boyuyla tavsif edilen dev adamlar. İkincisi Me'cuc; yani boyları oldukça kısa olan cücelerdir.

Ye'cuc ve Me'cuc'un, kontrol edilemez boyutlarda yeryüzünde fesat çıkarması ve insanoğlunun feryatları üzerine Baş melekler, Rab'lerine yakarırlar ve daha sonra da Nuh tufanı gelir. İşte Enok'un(İdris'in) kitabından bu duruma işaret eden ifadeler:

"1. Sonra Mikail ve Cebrail, Rafael, Suriel, Uriel göklerden aşağı bakıp, dünyada dökülen hesapsız kanı, işlenen sınırsız kötülükleri gördü. Birbirlerine dediler ki:
2. ''Boşalan dünyanın çığlıkları göklerin kapısına ulaştı.
3. İnsanların ruhları bize sesleniyor ve durumlarını En Yüce'ye(Allah'a) bildirmemizi istiyorlar.'' Onlar da Kral'a(Allah'a) dediler ki...
5. Azazel'in neler yaptığını, dünyaya nasıl tüm kötülükleri öğrettiğini, göklerin ebedi sırlarını nasıl ifşa ettiğini gördün." (Enok'un Kitabı 9. Bölüm)

ENOK(İDRİS) KİMDİR?

Yeryüzünde Ye'cuc-Me'cuc ifsadına şahit olan Enok kimdir? Burada hemen şunu hatırlatmalıyız ki; Enok(Hanoh), İdrispeygamberdir. Enok; Kur'an'da ve Tora'da ismi geçen bir peygamberdir ve Nuh'un atasıdır. Yani Nuh'un dedesinin babasıdır.Tora'da; Hanoh(Enok)'un oğlu Metuşelah, onun oğlu Lemeh, onun oğlu da Noah(Nuh) diye yazılıdır. Enok'un 365 yıl Dünya'da yaşadıktan sonra yükseltildiği bildirilir. Esasında, Enok'un ataları ve torunları yaklaşık 1000 sene yaşadığı halde; Enok, 365 yıl yaşamış daha sonra Azazel gibi Baş melekler boyutuna yükseltilmiş ve zaman zaman meleklerle beraber görevli olarak Dünya'ya gelmiştir. Nitekim birçok peygambere ve özellikle Musa ve Süleyman'a arkadaşlık ettiğini Kur'an'dan biliyoruz.

Kur'an'da İdris olarak geçer. Arapça "drs" kökünden "idris"; ders görmüş-ilim sahibi anlamına gelir. Aynı zamanda Rabb'ineyükseltilmiş bir peygamberdir. Allah katından "özel bir ilme"(ilmun ledun) sahiptir. Hızır; diye halk arasında bilinen veMusa'yla yolculuk eden, ona ders veren ve Belkıs'ın tahtını göz açıp kapayıncaya kadar Süleyman'a getiren odur. Ancak İblis ve cin-şeytanlar, insanların bu "Hızır kültü"nü kullanarak insanları ve dostlarını rüyalarda yahut gerçek hayatta kandırmışlar ve kendi mesajlarını bu yolla vermişlerdir. Halen İblis, bu "Enok-İdris-Hızır" formunu kullanarak; birçok mutasavvıfları, kabalacıları ve çağın cahillerini kandırmaya devam etmektedir. İşte Kur'an'da İdris peygamberle ilgili ayetler:

(Musa) kölelerimizden bir köleyi(İdris-Hızır) buldu ki; Biz, ona katımızdan bir rahmet vermiş ve nezdimizden bir ilim(ilmi ledun) öğretmiştik.

[KEHF(18)/65]

Kitap'ta İdris'i de hatırla. Muhakkak o, bir sıddıktı ve nebiydi.

Biz onu yüce bir 'mekan'a(makama) yükseltmiştik.

[MERYEM(19)/56-57]

(Süleyman'ın) yanında, Kitap'tan ilim verilmiş bir kimse(İdris) dedi ki: "Sen gözünü açıp kapayıncaya kadar, ben, onu sana getiririm." Derken (Süleyman) tahtı, yanında dururken gördü, dedi ki: "Bu, Rabb'imin bana fazlıdır(lütfudur). Rabb'im, kendisine teşekkür edecek miyim, yoksa örtecek miyim diye beni denemektedir. Her kim, teşekkür ederse, onun teşekkürü kendisi içindir. Her kim de örterse; muhakkak benim Rabb'im, Gani'dir(ihtiyaçsızdır), Kerim'dir(üstündür-cömertdir).

[NEML(27)/40]

İNSAN TOPLUMLARINI BAŞTAN ÇIKARANLAR: CİN-ŞEYTANLAR

Anladığımız kadarıyla, Azazel melek boyutundayken, "cin toplumu"nun liderlerinden 19 kişi onun yardımcıları idi. Bunlar, kendilerini tamamen Allah'a adamış, O'nu melekler gibi tespih ve takdis eden önderlerdendi. Bu sebeple de adeta cennetlere; 2. Sema'ya yolculuk edebiliyorlar; meleklerin konuşmalarını; Allah'tan gelen talimatları dinleyebiliyorlardı. Azazel, İblisolunca, aldatıcı-yaldızlı laflarla bunların da ayaklarını kaydırdı. Böylece İblis'in kölesi ve lanetli şeytanlar oldular. İblis'in; "düşmüş melekler" dediği işte cinlerin ileri gelenlerinden olan bu 19 kişidir. Bu 19 kişilik "öncü cinler" de, kendilerine bağlı olan cinleri saptırdılar ki bunların da sayısı, Enok'a(İdris'e) göre 200'dür.

Arkasından bütün bu cinlerin reisleri ve tabiinleri, İblis'in emrine girerek; nesli bozmak için temasta bulundukları zamanın toplumlarını "cin boyutlu üstün insan olmak" vaadiyle kandırmışlardır. Böylece insan kızlarıyla birleşerek "Devler"in(Ye'cuc-Me'cuc'un) babaları olmuşlardır. Yüce Allah'ın yasalarını çiğneyen herkes, sünnetullah gereği lanetlenerek kendilerini ve çocuklarının geleceklerini tehlikeye atarlar. Enok, insanlığı uyarmak için kitabında bunları detaylı bir şekilde anlatmıştır. Ancak biz konuyu uzatmamak için bunları aktarmıyoruz. Diğer taraftan "Ölü Deniz Parşömenleri Kumran Yazıtları"nda benzer anlatımlar vardır. Nitekim Kumran metinlerinden "devler olayı"nı ve "Nuh tufanı"nı kısaca şöyle özetleyebiliriz:

"Bütün bunlar, seçtikleri arasından kendilerine eş seçtiler, onların yanına gitmeye başladılar ve onlarla kendilerini kirlettiler. Onlara büyücülük ve sihirbazlık öğretmek için... Onlardan hamile kalıp devleri doğurdular...

"Güçlü Olan(Allah), onlara haykırdı ve Dünya'nın bütün temelleri sallandı ve dipsiz kuyulardaki sular fışkırdı. Göğün bütün pencereleri açıldı ve dipsiz kuyulardan çıkan güçlü sular sele dönüştü. Göğün pencerelerinden yağmurlar boşaldı ve O,Tufan'la onları yok etti... Bu nedenle kuru toprak üzerindeki her şey helak oldu; adamlar, hayvanlar, kuşlar ve kanatlı yaratıklar öldü. Devler kaçmadı..."

Ye'cuc-Me'cuc, Enok zamanında ortaya çıkmış, torunu Lemeh'in oğlu Nuh zamanında da "Nuh tufanı"yla Dünya yaşayanları cezalandırılmıştır. Devler, iblislere tabi olan insanlığı tekrar cezalandırmak için Yaklaşansaat'te tekrar yeryüzüne çıkarılmak üzere yer altına geçirilmişlerdir. Ne ölmüşler, ne de kaçıp kurtulmuşlardır, saklı bulundukları yer altı sığınakları batmıştır. Zamanı geldiğinde bu Devler(Ye'cuc-Me'cuc), serbest bırakılacaklar ve Deccal'e tabi olanlara her bir tepeden saldıracaklardır.Ye'cuc-Me'cuc'un, Yaklaşansaat'te Dünya insanlığı için nasıl bir tehdit oluşturduğu; Kur'an'da, "Sahih Sünnet"te ve "Eski Ahit"te muhkem ve şiddetli bir şekilde ortaya konmuştur.

Ancak biz bu noktadan sonra, "Ye'cuc-Me'cuc devlerini ve cüceleri"ni üreten çağa ve toplumlara ışık tutmaya çalışacağız. Bu konuda başvuracağımız kaynaklar, doğrudan kutsal kitaplar ve vahiy kaynakları olmayıp; eski kavimlere ait tarihi-arkeolojik araştırmalar olacaktır. Yani her ne kadar sözünü ettiğimiz bu çalışmalar, bilimsellik iddiasında olsalar da; alanın kayganlığı ve belirsizliği dolayısıyla, bizim de varacağımız sonuçlar elbette tartışılır olacaktır.

Bu bölümdeki temel yöntemimiz, tüm verileri yine Kur'an'ın ve Vahyin ışığında analiz etmek ve muhtemel sonuçlara ulaşmaktır. O halde burada temel sorularımız şunlar olacaktır: dünyayı ifsada ve dehşete düşüren Ye'cuc-Me'cuc; hangi zamanda ortaya çıktı? Bu fesat yaratıklarını doğuran "eski çağların hegemon kavimleri" ve bunların Dünya üzerindeki küresel etkileri nasıldı? Neden böyle evrensel bir felaket ortaya çıktı ve Sonsuz Yüce Rahman'ın Kahhar sıfatı tecelli etti? Bir benzeri olmayan ve olmayacak olan Nuh Tufanı sonucunda Ye'cuc-Me'cuc'un akıbeti ne oldu? Evet bu soruları daha da çoğaltabiliriz... Mu ve Atlantis gibi antik toplumlar bunun neresinde? Bu en eski iki toplumun ataları, oluşumu ve yurtları hakkında ne biliyoruz? Bu toplumlar, gelişmiş bir uygarlık mı, yoksa bugün İblis'in ordusunun Dünya'yı ele geçirmek için ürettiği "galaktik uzaylı-insan uygarlığı" yaldızlı hapının yutturulduğu "yozlaşmış-şeytanlaşmış toplumlar" mı?

Bu soruları, insanoğlunun Dünya gezegenine atılma ve orada çoğalıp yayılma serüvenini ortaya koyarak cevaplamaya çalışacağız. Şu andan itibaren ortaya atacağımız görüşler; vahyi-dini-bilimsel kanıtlar ışığında "alternatif bir tez"dir ve elbette tartışmaya açıktır. Ancak biz, bu tezin, gerçeklik ihtimaliyetinin yüksek olduğuna inanmaktayız.

 LEMURYA, MU, ATLANTİS ÜÇLÜSÜ: YE'CUC-ME'CUC(DEVLER) ÜRETTİ VE HELAK OLDU

Araştırmamızda geldiğimiz noktayı kısaca tespit etmeliyiz ki; bu iki insan, bir de cin-şeytan toplumunun neden helak olduklarını anlayabilelim. "Güney Arabistan"da Dünya yaşamına başlayan Ademoğlu'nun Kabil kolunun, Asya'ya geçmesiyle başlayan doğuya yayılma serüveni, Nuh tufanına kadar Mu ve Atlantis toplumlarını oluşturmuştur. Kabil soyu toplumlarının, "kadim dini-kültürel felsefeleri"nin oluşumunda ve gelişiminde en büyük pay; bu iki insan toplumunun arasında yaşayan "Lemurya cin-şeytan toplumu"na aittir. Lemurya, cin-şeytan toplumu, en eski toplum olan Mu ve onun devamı olanAtlantis'in arasında Pasifik'te yer almaktaydı. Lemuryalı şeytanlar, bir üst boyutta olmaktan kaynaklanan görünmezlik yeteneklerini kullanarak, bu toplumları sinsice yönlendirmiş; insan neslini bozmakla kalmamış, insanlık tarihini adeta "paganizme-putperestliğe-panteizme" mahkum etmiştir.

Bu iki topluma başlangıçtan itibaren rehberlik eden, onları manipüle eden; her türlü doğal olayların arkasındaymış süsünü vererek, onları korkutan ve "Mu-Atlantis çok tanrıcı kadim Ra(Güneş) dini"ni oluşturan işte bu "Lemurya cin-şeytanları"dır. Mu ve Atlantis'in felsefi takipçisi olan Mısır, Sümer, Babil, Çin, Hint, Yunan ve Roma toplumları da aynı "Güneş dini"nin zamana ve şartlara bağlı çeşitli versiyonlarını yansıtmaktadırlar.

Mu ve Atlantis'in "şeytani felsefesi", bu toplumlarda egemen olunca, insanlık tarihinde o güne kadar görülmemiş bir şekildeAllah'ın koyduğu sınırlar zorlanmış, insan fıtratı ve nesli bozularak büyük bir suç işlenmiştir. İlk ve belki de son defacin-şeytanlar, insan soyu ile birleşerek lanetli bir neslin ortaya çıkmasına sebep olmuşlardır. Kimdir bu lanetli nesil? Elbette "devler" yahut diğer ismiyle Ye'cuc-Me'cuc... Evet, yukarıda delilleriyle ortaya koyduğumuz gibi Ye'cuc-Me'cuc;yani "devler", baştan çıkarılmış Mu ve Atlantis toplumlarının, cin-şeytanlarla olan ilişkisinin bir ürünüdür. Bu "üçlü kadim toplumun helakı"nın asıl sebebi; Sonsuz Yüce Rabb'imizi ve O'nun tüm yasalarını örterek, İblis'e köle olmalarıdır.

Taberi, "Milletler ve Hükümdarlar Tarihi" kitabında, Ye'cuc-Me'cuc'un, Mu'nun oğulları olduğunu; Hazar ve Türktopraklarının doğusunda ortaya çıktıklarını söyler. Ve yine Saklep, Burcan ve Uşpan'ların da Yuvan(Yuan)'ın oğulları olduğunu ifade eder ki; bu kavimlerin, Mu'yu meydana getirdiği kanısındayız.

"Ölü Deniz Parşömenleri Kumran Yazıtları"nın "Yaratılış Çağları (4QI80)" bölümünde; İblis ve onun meleklerinin(!); yanigözcüler denen cin-şeytanların, insan kızlarına yaklaştığı, onların da "devler"i doğurduğu ve böylece yeryüzünde fesadın vekaosun yayıldığı vurgulanır.

Ye'cuc-Me'cuc'ların kimler olduklarını; yeryüzünü nasıl fesada, zulme boğduklarını ve arkasından Allah'ın azabının nasıl kaçınılmaz hale geldiğini, Enok(İdris) peygamber, en çıplak bir şekilde özetliyor:

"Bölüm 15:
8. Şimdi bu ruhtan ve etten olma devlere, dünyada kötü ruhlar denecek ve mekanları dünya olacak. İnsanlardan ve gözcülerden doğdukları için onların bedenleri kötü ruhlara hizmet edecek. Göğün ruhlarının mekanı gökler, dünyada doğan dünya ruhlarının mekanı, dünyadır.
9. Devlerin ruhları, dünyaya zulüm, yozlaşma, savaş ve bela getirecek.
10. Feryatlara neden olacaklar. Onların yemeğe ihtiyacı yoktur, ama yine de acıkırlar, susarlar. Ve suç işlerler. Bu ruhlar, insanoğullarına, özellikle kadınlara zulmedecek, çünkü onlardan çıktılar."
"Bölüm 9:
1. Sonra Mikail ve Cebrail, Rafael, Suryal, Uriel; göklerden aşağı bakıp dünyada dökülen hesapsız kanı, işlenen sonsuz kötülükleri gördü. Birbirlerine dediler ki:
2. ''Boşalan dünyanın çığlıkları, göklerin kapısına ulaştı...
8. Kadınlardan devler doğdu.
9. Sonra da tüm dünya kan ve günahla doldu.
10. Bak şimdi ölenlerin ruhları ağlıyor.
11. Ve çığlıkları cennetin kapılarına ulaşıyor."

İşte helakın gerçek sebep budur. Nuh tufanı gibi "evrensel bir helak"ın gerçek sebebi budur. Bu sapkın "cin-insan ilişkisi"nin vahiy kaynaklı delillerini, son olarak vereceğimiz mitolojik kanıtlarla zenginleştireceğiz. İnsan-cin toplumlarının ürettiği "devler"in; yani "Ye'cuc-Me'cuc"un varlığının ve insanlığın başına nasıl bela olduğunun bir başka kanıtı olan "devler mitolojisi"ne bir göz atacağız:



DEV MİTOLOJİLERİ": "YE'CUC-ME'CUC BELASI"NIN BİR BAŞKA KANITIDIR





Nevada'daki "Humbolt Müzesi"nde, Lovelock mağarasında bulunan Dev iskeletlerinden birine ait bir kafatası.

  Hemen hemen tüm toplumların efsanelerinde, masallarında "devler"den söz edilir. "Devler", tüm insanlığın ortak hafızasında silinmez, derin izler bırakmıştır. Kimdir bu "devler?" Neden tüm milletlerin efsanelerinde "devler" denen bu acaib yaratıklar yer alır? Mu, Atlantis, Yunan, İskandinav, Güney Amerika, Avrupa, Kafkas, Türk, Pers, Moğol, Hint vs. eski toplumların kendilerine has "devler mitolojisi" ve bu "devler"le mücadele eden kahramanları vardır. Bu ortak ve adeta mütevatir bir mertebeye ulaşan "devler"in varlığıyla ilgili metinler, mitoloji olsa da bir gerçeği yansıtmıyor mu? Kaldı ki Kur'an, Tevrat, İncil ve tüm vahye dayalı açık-saklı metinlerde bu gerçeğe ışık tutulmaktadır. Kur'an'da "Ye'cuc-Me'cuc", Tevrat'da "Yegog-Megog", Enok(İdris)'de "Devler" gibi... Bakalım Wikipedia'da devler nasıl tanımlanıyor:

"Dev, birçok farklı kültürün efsane, folklor ve mitolojisinde yer alan birdoğaüstü yaratık. Genellikle insan görünümünde fakat anormal büyüklükteve çok kuvvetli tasvir edilmiştir. Kadın veya erkek olabilir. Farklı bölgelerin mitolojilerinde, kökenlerine dair farklı inanışlar vardır. Örneğin Hint-Avrupa mitolojilerinin çoğunda, kaos ile ilişkilendirilmiş lanetli bir ırktır ve yabani bir doğası vardır."

Taberi, "Milletler ve Hükümdarlar Tarihi"nde, Kaf dağında yaşayan ve kendilerine zarar veren "devler"den şikayet eden bir kavmin diliyle, bu "devler"i; yani Ye'cuc-Me'cuc'u bize şöyle anlatır:

  "Ey Şah! Bu dağın ardında bir taife insan vardır ki onlara Ye'cuc ve Me'cucderler. Kimisinin boyu bir karıştır. Kimisinin ise uzundur. Yüzleri adama benzer. Dişleri domuz dişi gibi ağızlarının dışındadır. Kulakları ise boyları kadardır. Başlarından ayaklarına kadar vücutlarını kıl tutmuştur. Yedikleri yazları yılan, kışları ise ottur. Daima yurtlarından çıkarlar, gelirler bizi incitirler. Burada ne görürlerse alırlar."

Taberi, "Tarih-i Taberi"de; Kaynan'ın oğlu yahut torunu Keyumers'in, "devler"le savaşından ve onları nasıl etkisiz hale getirdiğinden bahseder. Bu anlatımlardan bir bölüm aşağıda verilmiştir:

"(Keyumers), devlere saldırdı. Devler de Keyumers'in heybetinden korkup kaçtılar. Onun oğulları nicesini esir etti. Keyumers, o tutulan devleri, Allah'u Teala'nın adı ile bağladı. İşinde kullandı. Oğulları, devlere ne iş buyursalar yaparlardı. Bir yere gidilse üstlerine binilirdi. Devler, oradan bir türlü kurtuluş yolu bulamamışlardı. Allah'u Teala'nın adından dolayı da bu halka ziyan ve zararda bulunamazlardı."

"Tarih-i Taberi"de, Mu ve Atlantis döneminde "devler"in ve "cinler"in gözle görüldüğü, ancak Nuh tufanından sonra kayboldukları ifade edilir:

"O tarihte devler ve periler gözle görülebilirdi. Öyle ki insanlarla, onlar arasında dostluk, düşmanlık, cenk ve barış halleri olurdu. Bu hal, ta Nuh zamanına kadar sürdü. Tufan'dan sonra periler ve devler gözden kayboldu."

"Mitoloji Sözlüğü" Tibet maddesinde şunları yazar:

  "14. yüzyıldan kalma bir metin olan 'Kralın Sözlerinin Kitabı'nda; çok daha eski geleneklerin varlığı dile getirilmektedir. Bölümlerden birinde ilk kralın iktidarından önce Tibet'e hakim olan şeytansı mitik yaratıklar anlatılır. Önce siyah bir şeytanhüküm sürdü ve ülke, şeytanlar ülkesi diye tanındı. Bundan sonar Niyen-po ve Cin-po isimli cinler çıktı. Sonra bir şeytan ve bir Dev anası hüküm sürdü. Ve ülke iki kutsal öcü ülkesi diye tanındı. Buradan et yiyen kırmızı yüzlü yaratıklar ortaya çıktı. Sonra yılanlar ve güçler hüküm sürdüler ve ülkenin tamamı Tibet adını aldı.

"Çin'in Seu-çuan eyaletinin batısında yaşayan Kiangların mitolojisi, onların önce başka yerlerde yaşadıklarını, daha sonra bölgelerine göç etmek zorunda kaldıklarında 'Qa' adı verilen yaratıklarla mücadele etmek ve onları burdan kovmak zorunda kaldıklarını anlatır. Bu 'Qa'lar, güçlü ama aptal yaratıklar olarak gösterilmiştir. Geniş ve sağlam yapıları,uzun dişleri vardı, mağaralarda yaşarlardı."

İskandinav topluluklarından olan ve antropoloji yönünden Moğol sayılan Finlilerin milli destanı "Kalevala"dan; Vipunendevi'yle savaşan kahraman ozan Vainamöinen'le ilgili şiirsel deyişlerinden bazı ifadeler aşağıya alınmıştır:

"Duydum ki Dev Vipunen, haftalık uykusuna yattı, yok ortada kapanları, ağları, Dev görünmez oldu. Yer altında dinlenir. Vipunen'in yanına vardı, (dedi ki): 'Sözü bol bunak dev'... Sıyırdı kılıcını; demir, sağlam kargısıyla ejderhaya yüklendi dedi ki: 'Köle oldun insanoğluna, son ver artık uykuna, çık haftalık uykundan, toprakların altından.'... Zavallı adamı yuttu dev, dedi ki: 'Yüzlerce insan yuttum, bin yiğiti yok ettim, böylesini görmedim.'"

Yunan mitolojisinde alınlarının ortasında tek gözleri olan "kikloplar"dan; yani "devler"den bahsedilir. Onlar, insanlardan vecinlerden korkmayan, zalim, insan etiyle beslenen yaratıklardır ve mağaralarda yaşarlar. Türk mitolojisinde bunların karşılığı "Tepegöz"dür.

Dr. Ufuk Tavkul, "Kırım Dergisi"nde, Nart destanları ve "emegenler"(devler) konusunu şöyle açıklar:

  "Kafkas halklarının mitolojisi olarak da adlandırabileceğimiz Nart destanları, Karaçay-Malkar folklorunun en önemli bölümlerinden birini oluşturmaktadır. Kafkas mitolojisine göre bugünkü Kafkasya halklarının ataları sayılan efsanevi bir halk olan Nartlar, destanlarda anlatılanlara göre atı evcilleştirmişler, demiri bulmuşlardır. Nartlar, mertliğin, cesaretin, iyiliğin ve Kafkas kültürünün sembolüdürler. Son derece akıllı ve usta savaşçılar olan Nartlar, insanüstü varlıklar olan düşmanlarınıkaba kuvvetle değil, ince zekâları ve kurnazlıkları ile yenmektedirler. Dağıstan halkları 'Kafkas kültürü'nü meydana getirenKafkas halklarıdırlar. Nartlar, 'dev yaratıklar' olan amansız düşmanları 'emegenler' karşısında savaşta başarısızlığa uğradıklarında, Nart yaşlıları, Demirci Debet'i bulup, ona 'emegenleri' yenebilecekleri bir kılıç yaptırmaları için genç Nartlar'ıDebet'in yaşadığı Elbruz dağına gönderirlerdi."

  Kafkas efsanelerinde anlatılan çirkin, insanüstü güce sahip devlere; emegen yahut imegen denir. Kafkas Nart efsanelerinde "emegenler" çok çabuk çoğalırlar. Nart kahramanları, sürekli "emegenler"le savaş halindedirler. Nartkahramanları, üstün zekalarıyla emegenleri her zaman yenmeyi başarsalar da, emegenlerden çok çekinmektedirler. Çünküemegenler, yakaladıkları zaman Nartları yemektedirler.

  Kafkasya, kafkas halkları ve Abhazlarla-devler mücadelesi konularında; Ömer Büyüka'nın "Abhaz Mitolojisi Anaç mı?"çalışması, kaynak bir çalışmadır ve bu dev efsanelerine yeterince ışık tutmaktadır. "Ateşi çalan Promete" olayının da esasen bir Kafkas efsanesi olduğunu; Tufan'dan sonra ateşsiz kalan "artık toplumlar"ın, "devler"den ateşi çalarak; hem yaşamlarını kolaylaştırdıklarını, hem de ateşle-demircilikle devlerden kendilerini daha iyi koruyabildiklerini bu çalışmadan öğreniyoruz. Bu çalışmadan çok özet bir anlatım aşağıya alınmıştır:

"Daw=Dağ adlı halkın anayurdu olan Kafkas=Kaf dağı ve arkası, Doğu efsanelerinde devlerin yurdu olarak gösterilir.
Nitekim Nordik mitolojisinde insan öncesi yaratığı olarak inanılan Ymer'lere, Dev ırkı diyorlar ve Ymer sözcüğü, Daw gibiKafkas sözcüğüdür. 'Dağ' ve 'büyük' anlamlarındaki adın böylece devlere de verilmesi, devlerin de zamanla dağ gibi büyükolarak tasarlanması sonucunu vermiştir. Gerek Abhazların ve gerek Eski Doğu medeniyetlerinin genelinde, bu devlerin fizik yapısının ve fizik gücünün insanüstü büyük olduğu, ancak kafa gücünün; yani aklının az olmasından, insan zekâsına çok kez yenildiği görülür. Devler, fizikçe kendilerinden çok ufak ve güçsüz olduklarından insanları horlayarak onlara 'Apsuwan Ççiye=miskin Abhaz' derlerken; Abhazlar da devlere; 'Daw xıda=kafasız Daw(Dev)' derlermiş.

"Ateş ise Kafkas'ın volkanik yüksek dağlarında barınan devlerin tekelindeydi. Onlar Apsıwa Ççiye= Miskin Abhaz dedikleri halkı, zaman zaman basıp öldürürler, hayvanlarını sürüp götürürlerdi ve öte-berilerini de alırlardı. Miskin Abhazlar, kendilerinden fizik güççe hiçtirler, ancak akıl ve zekaca üstün olduklarından, ateşi kapmaları halinde, kıllı devlere yenilmeyeceklerdir. Bu nedenle devler, uyurken de, uyanıkken de ateşlerinin etrafını kuşatarak onu korurlardı."

Turgut Gürsan'ın "Yeraltındaki Gizli Dünyalar" kitabında şu ifadeler yer alır:

"Peru'nun efsanevi 'devler'i, ülkedeki megalitik yapıların ustalarıydı. Tiahuanaco'nun esrarengiz insanlarının bu devler olduğu sanılmaktadır. Eski Avrupa'nın da devleri vardı. Homer'in Lestrygonları devlerdi. Bu devlerin eski Norveç'te yerleştikleri sanılmaktadır. Norveç'teki bazı mağaralarda devasa boyutlarda kol ve bacak kemikleri bulunmuştur. Bazı iddialara göre,Tufan'dan önce ve sonra ortaya çıkan bu devler, Atlantis'teki aşağı bir kastın lideri idiler. Atlantis'teki egemen kasta karşı isyan etmişlerdi."

Beowulf destanı bir Anglosakson destanıdır. Ancak Anglosaksonlardan değil, İskandinavyalılardan bahseder. İskandinavya, Anglosaksonların anayurdudur. Bu destan, İngilizlerin en eski destanı olarak bilinir. Beowulf adındaki güçlü bir İskandinav, gürültüye tahammül edemediğinden insanları öldüren Grendel adında bir canavarı(devi) öldürür. Beowulf destanında, "Grendel devi"nin annesinin Kabil soyundan geldiği anlatılır.

1930'lu yıllarda İngiliz edebiyat tarihi Profesörü J.R.R. Tolkien, Beowulf'tan esinlenerek "Hobbit"i yazar. Tolkien'in "Hobbit" romanında "orklar"; "daima aç" olarak resmedilir. "Orklar", atlar ve insanlar da dahil her türlü eti yerler. "Orklar"ın kendi türlerini de yediklerine dair kesin bir ifade geçmese de, orkların kendi türlerini de yiyebileceklerine dair üstü kapalı ifadeler vardır. "Yüzüklerin Efendisi" filmi, gerçekleri alt üst eden saptırmalarıyla İblis'in planına hizmet etse de;orklar(devler) gerçeğini yansıtmıştır.

Cin-şeytanlar, insanlardan kendilerini çoğaltmak isterken, nasıl Ye'cuc-Me'cuc ürettikleri gerçeğini gizlemek isteseler de; medyumları aracılığıyla zaman zaman gerçek kırıntılarını yumurtlayarak kendilerini ele veriyorlar. İşte "Lemuryalı bir cin-şeytan taifesi"nin, dostlarına açıktan fısıldadıkları gerçek kırıntılarından bir demet:

"Atlantislilerin, Lemuryalılarla yakın ilişki kurmaları yarı Lemuryalı, yarı Atlantisli bebeklerin doğumuyla sonuçlandı. İki toplumun birbirine karışması tüm Lemurya titreşimini düşürdü ve bu durum daha sonra uygarlığımızın çöküşüne katkıda bulundu.

"Ayrıca insanlarımız, birçoğu Atlantislilerle ve kıtamıza gelen diğer ziyaretçilerle evleniyorlardı. Bu evlilikler çoğaldıkça,Lemurya titreşimimiz daha da düştü. Ancak, meydana gelen şiddetli Yerküre değişiklikleriyle birlikte, hiçbir Lemuryalıdışarıdan biriyle evlendiği için yargılanmıyor, ya da eleştirilmiyordu.

"MÖ 10.000 yıllarında Lemuryalılar ve Atlantisliler birbirlerini ziyaret etmeye başlamışlardır. Görünen o ki aralarında bulunan bazı temel sorunlara rağmen her iki ülkenin de insanları birbirlerinden etkilenmişlerdir; hatta aralarında evlilikler bile gerçekleşmiştir.

"Bu yaratıklar ilk başta üzerinizde insan görünümündeymişler gibi bir izlenim uyandırabilirler ancak genelde pençe, kuyruk, kanat veya ayak yerine toynak gibi hayvanlara has uzuvlara sahiplerdi. Bazılarının kalın kürkleri vardı, bazıları isecüceydi."

SONUÇLAR

Sonuç olarak bu kapsamlı çalışmamızdan çıkaracağımız sonuçlar, elbette tartışılabilir sonuçlar olacaktır. Ancak insanlık tarihi, Kabil soyu Mu-Atlantis, ortaya çıkan Ye'cuc-Me'cuc ve Yaklaşansaat'le ilişkisi konularında ulaştığımız bu "sonuçlaryahut tezler sistemi" tartışılır olsa da; bizim için gerçeğe en yakın sonuçlardır. Ayrıca giderek artan bilimsel, arkeolojik araştırmalar ve Yaklaşansaat'in alametlerinin bu çalışmamızı doğrulayacağı kanaatini taşımaktayız. İşte vardığımız sonuçların bir özeti:

1) İnsanlığın kökeni, yaşadığı ilk Dünya bahçesi; "Mekke merkezli Aden-Yemen-Umman bölgesi"dir, yani "Güney Arabistan"dır. İnsanlık buradan Dünya'ya yayılmıştır ve üç yayılma yönü vardır: Birinci yön; Aden körfezinden Güneydoğu Afrika yönündedir. İkinci yön; Arabistan'ın ortasından Mekke-Medine istikametindedir ve buradan da Ortadoğu veMezopotamya'ya ya yayılmıştır. Üçüncü yön ki bu araştırmamızın temel konusunu teşkil eder; Umman körfezinden Doğu'ya;Kabil kapısından Asya yönünedir.

2) Kabil soyu, Asya'da yoğunlaşarak "Mu toplumu"nu ve daha sonra da "Atlantis toplumu"nu oluşturmuştur. Bu toplumlar, Adem- Nuh tufanı zaman aralığında yaşamış "kadim toplumlar"dır. Bu toplumlara, ikisinin ortasında Pasifik'te batmış olan "Lemurya kıtası"nda yaşayan "cin-şeytan toplumu" komşuluk ve rehberlik etmiş ve "İblis merkezli Güneş(Ra) dini ve kültürü" egemen olmuştur.

3) Bu kadim Mu-Atlantis toplumlarındaki tüm gizemli-şeytani semboller, törenler, dini ritüeller ve çok tanrıcılık; bu toplumlar, Tufan'la yok olmasına rağmen; Nuh tufanından sonraki toplumları; özellikle Eski Mısır, Eski Yunan, Sümer-Babil, Moğol, Çin, Hint, Japon toplumlarını da etkilemiştir. Bu etkilemenin iki yolu vardır: Birincisi; Nuh tufanından kurtulan yüksekte yaşayan az sayıda topluluklar, bu dini-kültürel aktarımı yapmışlardır. İkincisi; cinlerin, hatta cin-şeytanların hepsi ve tabii ki İblis, tufanda helak olmamışlardır ve bu "şeytani dini", Tufan sonrası Nuhoğullarına aktarma görevini hakkıyla(!) yerine getirmişlerdir.

Lemurya şeytanlarının dostlarına yazdırdıkları "Lemurya Yolu" kitabında bu gerçeği bakın nasıl itiraf ediyorlar:

"Ama bizim fikirlerimiz, yaşam tarzımız ve bilgimiz, Dünya'nın birçok bölgesinde, özellikle yerli halkların kültürlerinde, bazılarımızın yaklaşan felaketten kurtulmak için kaçtığımız topraklarda varlığını sürdürürler. Biz Amerikan yerlilerinin, Aborjinlerin, Peru yerlilerinin, Hawaililerin, Tahitililerin, Samoalıların, Tibetlilerin ve daha birçoklarının bizim soyumuzdan geldiklerine inanıyoruz."

Aslında burada, bu topluluklarla, özellikle yerlilerle bütünleştikleri, Nuh sonrası Mısır gibi antik toplumları manipüle ettiklerini itiraf etmiş oluyorlar.

Bugünkü masonluğun köklerini ve gizemli ritüellerinin kaynağını Mu-Atlantis'te ve elbette Lusifer(İblis)'de aramak gerekir. Bugün masonlar, bu bağlantıyı eserlerinde ilan etmekten şeref duyuyorlar. Masonluğun kurucusu Lusifer'dir. Masonluk,Süleyman Peygamberden ve müminlerden rövanş almak için organize edilmiş olsa da, masonik tarikatın sembolleri-ritüelleri ve kutsalları, köklerini Mısır'a, oradan da Mu ve Atlantis'e dayandırmaktadır. "Yüzüklerin Efendisi" filmi, bu rövanşın en açık belgesidir. Sitemizde bu filmin analizi yapılmıştır, dileyen bu analizi okuyabilir.

4) Kabil'den itibaren cin-şeytanların etkisine giren bu Mu-Atlantis toplumlarının, bugün İblis'in medyumları ve ışık işçileri(!) tarafından açık ve gizli propagandası yapılmaktadır. Öyleki bu kadim toplumların, çok gelişmiş, bu çağın da ilerisinde; Güneş enerjisiyle gemiler işleten, ses enerjisini kullanan, DNA üzerinde çalışmalar yapan "altın çağ toplumları" olduğu yalanı, maalesef birçok yazarların kitaplarında flaş iddialardır. Bütün bunlar, aldatma aldanma sonucu ortaya çıkmış, birtakım Mu-Atlantis araştırmacılarını da etkilemiş yaldızlı palavralardır.

Mu-Atlantis toplumları, bu çağ teknolojisiyle hiçbir ilgisi olmayan, ilkel sayılabilecek ve elbette kendi çağlarına göre organize toplumlardır. Kaydettikleri en büyük gelişme; her türlü sihir-büyü tabanlı karanlık işler, şeytanlarla dostluklar kurmak ve onların manipülasyonunda; nesebi ve nesli bozarak Sonsuz Yüce Allah'ın azabını davet etmektir.

Bugün Yaklaşansaat'te dünya insanlığını tamamen ele geçirme peşinde koşan İblis, melek postuna bürünerek, önce Atlantis edebiyatıyla Atlantis'i göklere çıkarıyor; sonra da: "Ey insanlar sizler Atlantis çocuklarısınız, tekrar Dünya'da yeni Atlantis'i kurmak istiyorsanız, kalbinizi ve beyninizi bize teslim edin." diye her ay ışık işçilerine(!) mesajlar yayınlıyor.

5) Mitolojilerde "devler" olarak geçen Ye'cuc-Me'cuc, insanlık tarihinin birinci periyodunda; yani Adem-Nuh arasındaki dönemde; muhtemelen Enok(İdris) Peygamberin babası Yeret zamanında ortaya çıkmıştır. Mu-Atlantis toplumlarının kızlarıyla, Lemurya cin-şeytan toplumunun öncülerinin birleşmesinden Ye'cuc-Me'cuc devleri ve cüceleri ortaya çıkmıştır.Devler, oldukça boylu ve güçlü oldukları için insanlara büyük zararlar vermiş; Dünya'da kaos oluşturmuşlar ve mitolojilere geçmişlerdir.







"Texas'daki Mt Blanco Fosil Müzesi"nde bir Dev iskeletinin uyluk kemiği uzunluğu 47inç(120 cm). 1950'nin sonlarında, Türkiye'nin güneydoğusunda Fırat Nehri vadisinde yapılan çalışmalarda Devlere ait birçok mezar ve kemik bulunmuştur. Bu Dev ayakta iken uzunluğu 14-16 feet (427 cm-488 cm) dir. Devlerin soyları da zamanla insanlar gibi kısalmıştır. Bu kemik muhtemelen Dev soyundan birisine ait olmalı.


Bu insan-cin ilişkisinden ortaya çıkan insan benzeri yaratıkların, insanların ve cinlerin üstün özelliklerini toplayan "üstün insan" beklentisi,insanların da, cin-şeytanların da bir beklentisiydi. Böylece İblis, bu ara üretimle, insanlığı tamamen kontrol altına almayı ve kendisinin kölesi yapmayı planlamıştı. Ancak tüm planlar, "Allah'ın Planı"nın içindedir, Allahneyi dilerse o gerçekleşir; Allah'a köle olanlar kurtuluşa, İblis'e tabi olanlar ise yok oluşa sürüklenir. Böylece şeytani beklentiler suya düşmüş; akli melekeleri zayıf, bedensel yapıları anormal büyüklükte yahut küçüklükte; hem insanlara ve hem de cinlere düşman lanetli yaratıklarortaya çıkmıştır. İşte "Ye'cuc-Me'cuc milleti"nin aslı budur.

Bugün de "üstün insan" yaratma hevesinde olan evrimci-bilimciler, nasıl bir ateşle oynadıklarının farkında değillerdir. Şayet bu bilimciler; az bilgiyle, bazı deneysel başarılarla, evrimin kerametine(!) inanarak bu yolda hırsla ve hevesle çabalarını sürdürmeye devam edecek olurlarsa aynı akıbete uğrayacaklardır, bundan şüpheniz olmasın!

6) O halde Ye'cuc-Me'cuc'un iki ana üretim merkezi vardır. Birincisi;Asya'da Mu toplumu, ikincisi; Atlas okyanusunda batmış bulunan Atlantis toplumu. Üçüncü bir merkez gibi gözüken Kafkasya'nın durumu bizce tartışmalıdır. Kafkasya'da cin-şeytanlarla böyle bir ilişkiye giren bir toplumun varlığı konusunda hiçbir kayıt, delil yahut işaret yoktur. Üstelikte burada ortaya çıkan ve Kafkasya'da yaşayan topluluklara zarar verendevler; Ye'cuc-Me'cuc, Nuh tufanından daha sonra ortaya çıkmıştır ve çıkış kapıları da Zu'l-Karneyn tarafından kapatılmıştır. Biz bu devlerin, Tufan'dan kaçıp Kafkas dağlarında saklanan "artık devler" olduğu kanaatindeyiz.

7) Nuh Tufanı, sadece Dünya'nın sular altında kalması değildir. Bu bir sonuçtur ve bu sonuç, Nuh öncesi uygarlıkların silinmesi ve örtülmesini sağlamıştır. Böyle evrensel bir Tufan'ın olması için; "çok sayıda kuyruklu yıldızın, Dünya'ya çarpması, atmosferde sürekli su buharı bırakması, magmanın hararetinin ve basıncının artması sonucu şiddetli depremler ve volkanik patlamaların oluşması; bazı karaların batması ve bazı karaların yahut dağların ortaya çıkması" gerekir. İşte Dünya sular altında kalmadan önce bu müthiş doğal felaketler gerçekleşmiştir. BugünKaradeniz gibi bazı iç denizlerin de Nuh tufanı sürecinde oluştuğu, konunun uzmanlarınca ifade edilmektedir.

Evet, Dünya, küresel çapta sular altında kalmadan önce Lemurya kıtasıbattı, Mu toplumu ve karasının bir kısmı helak oldu, arkasından daAtlantis kıtası battı. Kuyruklu yıldız darbeleriyle, hem Lemurya-Mu-Atlantis toplumları ve hem de yeryüzündeki "devler"in bir kısmı helak oldu. Diğer bir kısmı da yaşadıkları yer altı mağaralarıyla birlikte battı yahut da dağlara hapsedildi.

Allah'ın vaad ettiği gün gelinceye kadar çoğalacaklar ve Yaklaşansaat'in sonuna doğru, Nuh tufanı öncesine benzer şekilde; "şiddetli depremler-volkanik patlamalar, yarılan dağlar, yere batan yahut denizden yükselen karalar" süreciyle tekrar ortaya çıkacaklar ve her bir tepeden saldıracaklardır.

8) Devlerin ortaya çıktığı iki ana toplum merkezi yahut bölgeden birisi yukarıda belirttiğimiz gibi Asya, diğeri de Atlas okyanusuydu. O halde devlerden bir kısmı helak olurken, bir kısmının bu iki bölgede saklandığını düşündürecek işaretlermevcuttur. Böylece Ye'cuc-Me'cuc'un saklandığı üç muhtemel yerden söz edebiliriz: Birincisi; Dünya'nın çatısı olarak bilinen ve yüksek dağlardan oluşan Tibet platosu; özellikle Tibet'in güneyindeki Himalayalar serisi, yahut da Asya'nın doğusundaPasifik denizidir. İkincisi; Atlas okyanusunun kuzeyi; İzlanda-İskandinav-İngiltere üçgeni. Üçüncüsü ise; Derbent'e yakın Dağıstan-Azerbaycan sınırında; Şah-Tufan-Kızılkaya Kafkas dağları bölgesidir.

Ye'cuc-Me'cuc'un, "yeraltı"nda saklı olduğu Kur'an ifadelerinden anlaşılsa da; yerlerini tam olarak tahmin etmek oldukça zordur. Bu konuda bizim yaptığımız da, bazı işaretlere dayanarak kabaca tahminde bulunmaktır. Bu üçüncü merkez Kafkasyayahut "Kaf dağı" konusunda yazacağımız çok şey var, ancak bu konu, başka bir çalışmanın konusu olabilecek kapsamdadır. Biz burada kısaca bazı işaretlere dikkat çekeceğiz.

Nitekim KAF suresindeki 36. ayet oldukça anlamlıdır. Hem surenin ismi KAF'tır, hem de 36. ayette Ye'cuc-Me'cuc'un yer altı sığınaklarına bir işaret vardır. İşte ayetin ifadesi:

Biz, onlardan önce yakalayış bakımından daha şiddetli nice nesilleri helak ettik. (Onlar), kurtuluş-kaçış var mı diye sığınaklı beldeler oydular.

[KAF(50)/36]

Burada "Kaf" harfini-kelimesini incelediğimizde; "devler" kavramıyla bağlantılı ilginç bir durum karşımıza çıkmaktadır."Kaf/Kof/Kuf" harfi; Arapça, Aramice, Suryanice ve İbranice de benzerlik arzetmektedir. Özellikle Arapça ve İbranice'de kök anlamı ortak olup; şu kök anlamlara haizdir: "İğne deliği", "delik", "boş", "baş-ense", "kof" gibi. Ayrıca "Kaf"tan,Arapça'da "peşine düşmek", "izlemek" anlamına gelen kelimeler türetilirken; İbranice "maymun" anlamına da geldiği ifade edilir.

Özetle, "kof-kafasız-boş", "maymun" ve "delik" anlamları; "devler"e, onların açtıkları "yeraltı tunelleri"ne ve "mağaralar"ına doğrudan bir işarettir. Ayrıca, özellikle Kafkasya'ya devler, muhtemelen "yeraltı boşluklarını-tünelleriizleyerek-açarak" gelmişlerdir. Kafkas dağları; yani "Kaf" dağı bu bakımdan anlamlı bir isimdir ve "devler"in özellikleriyle ilgili mesajları kapsamında barındırmaktadır. Kafkasya'da, Rus bilim adamlarınca, yakın zamanda böyle "yeraltı tunelleri şebekesi" nin keşfedilmesi de bizce oldukça manidardır.

9) Nitekim Zu'l-Karneyn'in Batı'dan, Doğu'ya ve sonra da tekrar Batı'ya; muhtemelen Kafkasya'ya yolculuğunda bazı ima ve işaretler mevcuttur. Bu yolculukla ilgili ayetlerin bize verdiği haberlerin zamanı, amacı ve işaretleri nedir? İşte yorumumuz:

Bu yolculuk, Nuh tufanından sonra Dünya'dan sular çekilip, yaşam normalleştiği bir sırada, Ye'cuc-Me'cuc artıklarından az bir kısmının muhtemelen Kafkasya'da ortaya çıktığı bir zamanda yapılmıştır. Bu yolculuğu anlatan ayetlerin bize verdiği mesaj; Nuh tufanından arta kalan kavimleri, yurtlarını, durumlarını ve de Ye'cuc-Me'cuc'un saklı olduğu coğrafi bölgeleri ifşa etmektir. Nitekim biz 8. maddede; "Asya yahut Doğusu Pasifik ve Atlas okyanusunun kuzeyi"ndeki iki bölgeden söz ederken delillerimizin en önemlilerinden birisi, aşağıdaki ayetlerin verdiği mesajlar olmuştur. İşte Zu'l-Karneyn'in Kur'an'daki anlamlı yolculuğu:

(Ey Muhammed), sana Zu'l-Karneyn'den sorarlar. De ki: "Size, ondan bir hatırlatma ve açıklama yapacağım."

Gerçekten, Biz ona yeryüzünde imkan- güç ve her şeyden bir sebep verdik.

Ve arkasından o bir sebebe(yola) tabi oldu.

Güneş'in battığı yere ulaşıncaya kadar. Onu(Güneş'i) sıcak bir balçıkta batıyor buldu ve onun yanında bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, istersen onlara azap et; istersen onlara güzel davran."

(Zu'l-Karneyn) dedi ki: "Kim zulmederse onu biz ileride azaplandıracağız; sonra Rabb'ine döndürülür; O da onu görülmemiş bir azapla azaplandırır."

"Kim iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır. Ona yakında emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz."

Sonra o (yine) bir yol tuttu.

Sonunda Güneş'in doğduğu yere kadar ulaştı; onu (Güneş'i), o kavmin üzerine doğarken buldu. Öyleki kendilerini Güneş'ten koruyan bir örtü(perde) kılmadığımız bir kavim.

[KEHF(18)/83-90]

Sonra bir yol (daha) tuttu.

Ne zaman ki iki seddin arasına ulaştı, onun(iki seddin) dışında bir kavim buldu. Öyleki neredeyse bir sözü anlayamıyorlardı.

[KEHF(18)/92-93]

Yukarıdaki [KEHF(18)/83-90, 92-93] ayetlerinin verdiği mesajlar ve surenin ismi olan "Kehf" kelimesinin "mağara" anlamına gelmesi oldukça manidardır. İşte bu ayetlerin tefsiri ve bize verdiği mesajlar:



a) Zu'l-Karneyn, önce Batı'ya gidiyor, gittiği yer Atlas okyanusudur. Nuh tufanından önce kuyruklu yıldız vurması vevolkanik patlamalarla buradaki Atlantis kıtası batmıştır. Özellikle Atlas okyanusunun kuzeyi adeta çamurdan sıcak bir balçıktır. Platon'un ifade ettiği gibi "sığ bataklıklar" söz konusudur. Okyanusun yanında bulduğu kavim, Tufan'dan kurtulmuş ademoğlu "artık bir kavim"dir. Allah, Enok'a(İdris-Hızır) verdiği gibi Zu'l-Karneyn'e yetki veriyor; "ister azab et, ister güzel davran." Ancak Zu'l-Karneyn, azab etmiyor ve uzun bir gelecekte azaba uğrayacaklarını söylüyor, adeta bu azabıYaklaşansaat'e havale ediyor. Elbette Yaklaşansaat'e ulaşacak olan bu gibi artık zalim kavimlerin nesilleridir, kendileri değil. Bu yolculuğun Batı'ya; Atlas okyanusuna yapılmasında önemli bir işarette; Atlantis çocukları olan Ye'cuc-Me'cuc'un "yeraltı merkezi"ne yapılmıştır.

b) Sonra Batı'dan Doğu'ya gidiyor, Güneş'in doğduğu yere; yani Asya'nın doğusuna; Pasifik denizine. Öyleki orada da Güneş'in üzerine doğduğu bir kavim buluyor. Bu kavim de, Nuhoğlu değil Ademoğlu, Tufan artığı bir kavimdir. Bu kavmi de, Batı'daki kavim gibi ne uyarıyor, ne azab ediyor ve ne de salih bir kavim olarak nitelendiriyor. Ancak burada verilen mesaj, bu kavmi Güneş'ten koruyacak bir sütre; tepe ve dağın olmayışıdır. Burası Gobi çölünün doğu sınırıdır. Gobi çölü ile Pasifik okyanusu arasında; Gobi çölünden Pasifik'e doğru gidildikçe alçalır, denize ulaşır; bu arada Güneş'i engelleyecek hiçbir dağ-tepe yoktur. Bu yolculukta da ikinci bir işaret ise yine bu bölgede saklı Ye'cuc-Me'cuc'e bir göndermedir. Böylece biri Batı'da, biri Doğu'da olmak üzere; "yer altında iki Ye'cuc-Me'cuc saklanma merkezi"nden söz edebiliriz.

c) Neden "Güneş'in battığı", "Güneş'in doğduğu" diye sürekli Güneş'e vurgu yapılmıştır acaba? Elbette burada bir yön bildirimi olmakla beraber başka bir mesaj da vardır bizce. O da, bu iki "artık kavm"in ataları Atlantis-Mu ve dinleri de "Güneş(Ra) dini"dir. Güneş'in sürekli vurgulanması bizde Mu-Atlantis ve "Güneş dini" çağrışımı yapmakta ve adeta Ye'cuc-Me'cuc'un kordinatlarını vermektedir.

d) Doğu'dan sonra Zu'l-Karneyn, tekrar bir yol tutup, Kafkasya'ya gelmiştir. İki dağ arasına; yani iki sedde ulaşmış, bu seddin dışında bir kavimle karşılaşmıştır ki; neredeyse bu kavim, derdini anlatacak ve sözü anlayacak bir dilden mahrumdur.Yani dili gelişmemiş Tufan artığı bir kavim. Ancak bu kavim, diğer Batı'daki ve Doğu'daki kavimlere göre muhtemelen daha iyi ve yardımı hak ediyorlar. Zu'l-Karneyn'den, kendilerine zarar veren Ye'cuc-Me'cuc şerrinden koruyacak bir set yapmasını taleb ediyorlar, Zu'l-Karneyn de bu seddi yapıyor.

Evet, söz konusu olan bu bölge neresidir? "Büyük Hadis Külliyatı"nda yer alan bir hadiste anlatılan; demir ve demirciliğin eski zamanlardan beri yaygın olduğu yer, bizce Kafkasya; Kafdağı'dır. İşte bir sahabenin anlatımı:

"O, Ebu Bekre'ye, ahalisi sadece demir ile uğraşan bir ülkeye gittiğinden söz etti. Bir eve girmiş. Güneş batarken o güne kadar duymadığı bir ses duymuş. Adam korktum derken, ev sahibi korkma! Bu sana zarar vermez. Çünkü bu, şu anki Seddin yanından ayrılan Kavm'in(Ye'cuc-Me'cuc'un) sesidir. Onu görmekten hoşlanır mısın, deyince; 'evet' dedim. Hemen ona gidip baktım ki; yapısındaki demir kerpici kocaman bir kaya gibi duruyor. Sanki mürekkep renginde bir buz gibiydi. Çivileri ise büyük kalasları andırıyordu. Peygamberi (s.a.v.) gördüm ve bunu ona bildirdim. Bana: 'Onu anlat' buyurdu: O'na dedim ki: 'Sanki o mürekkep renginde bir buz gibiydi.' Şöyle buyurdu: 'Seddi gören birini kim görmek isterse bu adama baksın.'" (Rudani, C.5, Hno: 9191)

10) Zu'l-Karneyn'in Doğu'dan dönüp geldiği yer Kafkasya'dır. Ye'cuc-Me'cuc'un, bir setle, muhtemelen Kafdağı'nda bir setle kapatılması, dağlarda-mağaralarda saklı olduklarının başka bir kanıtıdır. "Kafkas", esasında "Kaf-kas" gibi iki heceden oluşmaktadır. Birincisi yani "Kaf", dağların adıdır ki mitolojilerde "Kafdağı", "Kaf dağının arkası" olarak geçer. "Kas" ise orada yaşayan halklardır. Etimolojik olarak da "ketş, ketiş, kedş, kedoş" kelimeleriyle bağlantılı olduğu ileri sürülmüştür. "Kedoş" ise İbranice kutsal anlamına gelmektedir. Ayrıca "kas" kelimesi; İbranice'de "taht, saltanat, şah" anlamına gelir ki,Kafkas dağlarının en meşhurlarından biri olan Şah dağıyla bağlantılıdır. Hatta bugün Azerbaycan'da; Şah dağının yakınında "7 köy" vardır ki; her birinin dili-geleneği kendine hastır, benzeri yoktur ve tarihsel köklerine de ulaşmak mümkün değildir. Bu oldukça kadim olan köylere Şahdağı halkları denmektedir. Bu "7 köy"den özellikle Şah-Tufan-Kızılkaya dağları üçlüsünün yakınında bulunan "Kınalık" köyü incelendiğinde, tarihlerinin Nuh tufanından önceye gittiği izlenimi doğar. Azeri kaynaklarının tamamında, Şah halkından olan "Kınalık köyü" şöyle anlatılır:

"Nuh tufanının devrinde Ketş halkı, Ketş dağlarında yaşardı. Allah tarafından başveren zelzele zamanı orada hiçbir ev salamat kalmamıştır, bütün evler yıkılmıştır. Sağ kalanlar ise çayı geçerek küçük bir tepeye sığınmışlardır, böylece Kınalık ortaya çıkmıştır."

İşte Zu'l-Karneyn'nin, geldiği bu "iki sed"din yakınında "bulduğu kavm"in isteğini yerine getirirken Kur'an diliyle verdiği mesajlar:

Dediler ki: "Ey Zu'l-Karneyn, şüphesiz Ye'cuc ve Me'cuc, Arz'da(Yer'de) fesat çıkarıyor. Bizimle, onlar arasında bir set yapman için, sana bir haraç verelim mi?"

(Zu'l-Karneyn) dedi ki: "Rabb'imin bana verdiği imkan-güç daha hayırlıdır. Siz bana kuvvetinizle yardım edin, sizinle onlar arasına aşılmaz bir engel yapayım."

"Bana, demir kütleleri getirin." Nihayet dağın iki yamacı arasını, bir seviyeye kadar (demirle) doldurunca. "Bu (kütleler) kor haline gelinceye kadar üfleyin(körükleyin)! Bana getirin, üzerine erimiş bakır dökeyim" dedi.

(Artık bundan sonra Ye'cuc-Me'cuc) onun üzerinden aşmaya ve onu delmeye güç yetiremezler.

(Zu'l-Karneyn) dedi ki: "Bu Rabb'imden bir rahmettir. Ne zaman ki; Rabb'imin vaadi gelir, o engeli yerle bir eder. Rabb'imin (Ye'cuc-Me'cuc) vaadi gerçekleşir."

O gün, bazısını(Ye'cuc-Me'cuc'u), bazısının(o Hakk'ı örtenlerin) üzerine dalga dalga bırakırız. Arkasından Sur'a üfürülür ve onları, bir toplayışla toplarız.

[KEHF(18)/94-99]

Kaf dağında ortaya çıkan ve Zu'l-Karneyn tarafından çıkış yerleri yahut mağaraları kapatılan Ye'cuc-Me'cuc olayı, doğru sonuçlara ulaşmamız için bize ışık tutmaktadır. Özetle insanlıktan kaçıp kuzeye dağlara; dağlardaki dev mağaralara sığınanYe'cuc-Me'cuc'un(devlerin) bir kısmı, Tufan öncesi felaketlerle ve Tufan'la helak olurken; diğer bir kısmının, saklandıkları "yeraltı mağara şehirleri"yle birlikte battıklarını söyleyebiliriz.

Kaf dağındaki "devler"in ise buraya Tufan'dan kaçarak sığındıklarını ve Tufan'dan kurtulduklarını düşünebiliriz. İkinci bir durum ise 8. maddede açıkladığımız "Kaf/Kof/Kuf" kök harfinden; "izlemek", "ardına düşmek" anlamına gelen türemiş kelimeler; bize "devler"in, Kuzey Doğu'dan veya Kuzey Batı'dan; ancak "yeraltından boşlukları-tünelleri izleyerek-açarak"Kaf dağındaki çıkış mağaralarına gelmiş olmalarıdır. Sonuç olarak Kaf dağında Tufan'dan sonra ortaya çıkan "devler"in, bu bölgede üremediklerini ve burada "saklanan artık devler" olduğuna inanmaktayız.

11) "Zu'l-Karneyn" kimdir? Zu'l-Karneyn iki çağın adamıdır. Nuh öncesi Nuh sonrası çağın birleştiği yerde bulunuyor. Zu'l-Karneyn, Arapça bir kelimedir ve "Zu" ve "Karneyn" kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiş bir sıfattır. "Zu", bir şeyin sahibi demektir. "Karneyn" ise tekil olan "Karn" kelimesinin tesniye(ikili)sidir. "Karn"; "boynuz, nesil, asır, çağ, zaman" anlamlarına gelir. Dolayısıyla "Karneyn"; iki boynuzlu, iki nesilli, iki zamanlı demektir. Biz bu karşılıklardan "iki zamanlı"anlamını tercih ediyoruz ve "Zu'l-Karneyn"e, Sonsuz Yüce'nin ilim verdiği "iki zamanlı bir nebi" diyoruz.

Batı'ya ve Doğu'ya gidiyor; adeta zamanda ileri ve geri gidiyor. Ancak esas anlamı, iki zamanı yaşamış, iki zamanlı birisi ki; bize göre Enok'tur(İdris). Yazımızın başında da ifade ettiğimiz gibi Kur'an, insanlık tarihini ikiye ayırıyor. Birinci zaman Adem'den-Nuh'a; ikincisi Nuh'tan-Yaklaşansaat'edir. İdris, bu iki zaman periyodunda bulunan ve "melek boyutuna yükseltilmiş bir nebi"dir. Yukarıda 10. maddede de zikrettiğimiz [KEHF(18)/83-90] ayetleri dikkatle okunacak olursa; Zu'l-Karneyn'in konuşma tarzı ve kendisine verilen yetkiler, Enok'la(İdris) tamamen örtüşmektedir. Kendisine Allah katından birilim, imkan-güç verilen ve her bir sebebi işletebilen Enok'tur(İdris-Hızır). İdris(Hızır)-Musa kıssası incelenecek olursa; yetkinlik ve konuşma tarzı; "biz şöyle yaptık" gibi ifadeler, bizi İdris'e götürmektedir. Ayrıca, Zu'l-Karneyn bir isim değil sıfattır ve bu sıfat, en güzel şekilde İdris'i tarif etmektedir.

Zu'l-Karneyn'in, İskender olduğunu söyleyen müfessirler, külliyen hata etmişlerdir. Hem de yaptıkları azim bir hatadır.İskender ile Zu'l-Karneyn, Doğu ve Batı kadar birbirine uzaktır. İskender'in, bırakın peygamberliğini, "İslam Milleti"yle uzak-yakın bir ilgisi yoktur. Bu yaygın aldanış, Eski Yunan'ın ve şeytani felsefesinin, İslam bilginlerini nasıl etkilediğinin bir kanıtıdır. Yine Moğollar, Çinliler, Türklerin; yani Nuh oğlu Yafesoğullarının Ye'cuc-Me'cuc sanılması da büyük bir yanılgıdır ve tarihsel bir hatadır.

Aynı şekilde diğer din mensupları; özellikle Yahudiler-Hıristiyanlar, kendilerini Yaklaşanssaat'te kurtarılmışlar olarak gördükleri gibi; kalplerindeki kinle orantılı olarak da düşmanlarını Ye'gog-Me'gog ilan etmekten geri durmuyorlar. Bunların hepsi bir aldanma ve aldatmadır ve gerçekte "O Gün"ün bir adı da unutmayalım ki "Aldanma Günü"dür.

12) Son olarak deriz ki, Yaklaşansat'te Sonsuz Yüce Allah'ın takdir ettiği vakit-aşama geldiğinde; kuyruklu yıldız darbeleriyle arz yarılır, dağlar batar, dağlar yükselir ve Ye'cu-Mecuc ortaya çıkar. Adeta geometrik olarak çoğalan, "O Gün" için hırsla bilenen bu insanlık düşmanı yaratıklar ortaya çıkacaklar ve herbir tepeden saldıracaklardır. İşte "O Gün" gelmeden bizi şiddetle uyaran konuyla ilgili Kur'an ayetlerinin az bir kısmı:

(Zu'l-Karneyn) dedi ki: "Bu Rabb'imden bir rahmettir. Ne zaman ki; Rabb'imin vaadi gelir, o engeli(seti) yerle bir eder. Rabb'imin (Ye'cuc-Me'cuc) vaadi gerçekleşir."

O gün, bazısını(Ye'cuc-Me'cuc'u), bazısının(o Hakk'ı örtenlerin) üzerine dalga dalga bırakırız. Arkasından Sur'a üfürülür ve onları, bir toplayışla toplarız.

[KEHF(18)/98-99]

Bir 'Karyete'(İsrailoğulları) ki, onları helak etmeyi haram (kıldık). Şüphesiz onlar, (Hakk'a) dönmezler.

Ta ki Ye'cuc, Me'cuc çıkıncaya ve her bir tepeden akın edinceye kadar!

Hak 'vaad'(helak) yaklaşmıştır. O zaman, Hakk'ı örtenlerin gözleri, bir noktaya dikilecek ve: "Vay başımıza, biz bu şeyden(Ye'cuc-Me'cuc'dan), gaflet içindeydik. Bilakis bizler, zalimleriz" (diyeceklerdir).

[ENBİYA(21)/95-97]

 Zülkarneyn hakkında, kim olduğunu net bir şekilde bilemesekte Enok ihtimali yüksek gibi gözüküyor.
Yazımız burada bitti ALLAHa emanet olun..


 Bana Destek olmak İçin Lütfen Youtube Kanalıma Abone Olmayı Unutmayın..

Youtube Kanalım  >>> Eyüp Ertaş